| Bu aşk iman yoksa, ölmek olacak tek şey değil. | Open Subtitles | إذا لم يكن لديك الإيمان بالحب ، فهذا . ليس الشيء الوحيد الذي سيموت |
| Ama yandaş toplamak, ilgilendiği tek şey değil. | Open Subtitles | لكن جمع التابعين ليس الشيء الوحيد الذي يتقنه |
| Hayatımı tehlikeye atmam yapabileceğim tek şey değil Don. | Open Subtitles | وضع حياتي على الجبهة ليس الشيء الوحيد الذي أستطيع القيام به، دون |
| Hayatımı tehlikeye atmam yapabileceğim tek şey değil Don. | Open Subtitles | وضع حياتي على الجبهة ليس الشيء الوحيد الذي أستطيع القيام به، دون |
| Sıradanlık mücadele etmem gereken tek şey değil. | Open Subtitles | الاعتيادية ليست الشيء الوحيد الذي يجب أن أحاربه في منزلي |
| Evet, görünüşe bakılırsa kayıt şirketleri, içinden çıkamadığım tek şey değil. | Open Subtitles | أجل ، يبدو أن شركة التسجيل ليست الشيء الوحيد . الذي لا أعرف القيام به |
| Eh, bu altına girdiğim tek şey değil. | Open Subtitles | حسناّ , ذلك ليس الشيء الوحيد الذي حصلت عليه بالداخل |
| Şef olmak istediğim tek şey değil. | Open Subtitles | كوني رئيسة القسم ليس الشيء الوحيد الذي أريد |
| Ve bu sevdiğim tek şey değil. | Open Subtitles | انه ليس الشيء الوحيد الذي احبه |
| Bayanlar, atletim yırtık olan tek şey değil. | Open Subtitles | مهلا، سيدات. سترتي ليست الشيء الوحيد الذي تمزّق. |
| Yavrular çocukların sevdiği tek şey değil. | Open Subtitles | أجل،الجراء ليست الشيء الوحيد الذى يحبه الاطفال. |