| Birden eve varıyorum ve Oraya nasıl geldiğimin farkında bile değilim. | Open Subtitles | فجأةً أصل إلى البيت ولا أعرف حتّى كيف وصلتُ إلى هناك |
| Buraya gelmek için 4 tane sınır geçmek zorunda değilim. | TED | لست بحاجة إلى عبور أربعة حدود لكي أصل إلى هنا. |
| Birilerini korkutmaya ya da kandırmaya çalışıyor olabilirim ama bu kadar da ileri gitmem, anlıyor musunuz? | Open Subtitles | ربما أحاول أن أخيف أحداً أو أخدعه أو ما شابه لكنى لن أصل إلى هذا الحد هل تفهم ما أعنى ؟ |
| Aorta ulaşmak için ensizyonu büyütmeliyim. | Open Subtitles | سيتوجب عليّ تكبير الشق لكي أصل إلى الأورطي |
| Manastıra ulaşana kadar durmayacağım. | Open Subtitles | أنا لن أتوقف حتى أصل إلى الدير. |
| Ama polis onun sabıka kaydını biliyordu, ben buraya gelmeden önce. | Open Subtitles | لكن الشرطة عرفت بسجلها الإجرامي . قبل أن أصل إلى هنا |
| Hanımefendi, postaneye nasıl gidebilirim acaba? | Open Subtitles | أنستي , هل تخبرينني كيف أن أصل إلى مكتب البريد ؟ |
| Ben Oraya gidene kadar ona eşlik edebilir misiniz? | Open Subtitles | هل تعتقدأنك يمكنك مشاركتها حتى أصل إلى هناك؟ |
| Bu pansiyona gitmek için nereye inmem gerektiğini biliyor musun? | Open Subtitles | هل تعرفين أين عليّ النزول لكي أصل إلى هذا الفُندقِ؟ |
| Doğru, personelin özel dosyalarına ulaşmam imkansız. | Open Subtitles | لأنّه يستحيل أن أصل إلى ملفات شؤون الموظفين هذا مستحيل |
| O yüzden reaktöre nasıl gideceğimi birinin söylemesi lazım. Biliyorsun. | Open Subtitles | لذا أريد من أحدكم أن يخبرنى كيف أصل إلى المفاعل |
| Avustralya’ya ulaştığımda, yani eğer Avustralya’ya ulaşabilirsem, büyük olasılıkla toplamda 9.000 ya da 10.000 mil yol almış olacağım. | TED | حينما أصل إلى أستراليا إذا وصلت إلى أستراليا سأكون قد جدفت ما يقارب تسعة أو عشرة ألاف ميل بصورة إجمالية |
| Oraya gitmeliyim ve tamamen panik yapmalıyım. | TED | لهذا يجب أن أصل إلى هناك وأكون في حال فزع مطبق. |
| Acaba Oraya nasıl gidebilir... Sen neyden bahsediyorsun? | Open Subtitles | أوه ، هل يمكنك أن تخبرينى كيف أصل إلى ما الذى تتحدثين عنه ؟ |
| Asıl ben kendi amacıma gelmek istiyorum. - Bekle. | Open Subtitles | سيدي الرئيس، أحب أن أصل إلى غرضي الحقيقي |
| Mulder, başka bir gece olsa seninle bunları konuşmak isterdim ama gitmem gerek. | Open Subtitles | مولدر، إذا هو كانت أيّ ليل آخر الذي أنا قد أتركك ناقشني إليه لكن القاعات تزيّن وأنا أصل إلى أذهب. |
| Bu taraftan çıkamıyorum. Şu kapıya ulaşmak istiyorum. | Open Subtitles | لا أستطيع الخروج من هذا الطّريق أريد أن أصل إلى ذلك الباب. |
| Manastıra ulaşana kadar durmayacağım. | Open Subtitles | أنا لن أتوقف حتى أصل إلى الدير. |
| -Odadan çıkmadım. -Burada öyle yazıyor. Bu sabah ben gelmeden önce olmuş. | Open Subtitles | هذا ما هو مكتوب لقد حدث هذا في الصباح قبل أن أصل إلى هنا |
| Ushiku'nun Ulu Buda'sına nasıl gidebilirim? | Open Subtitles | كيف أصل إلى البوذا الكبير لوشيكو؟ |
| Tamam, senden uçuşu iptal ettirmeni isteyeceğim ama ben Oraya gidene kadar değil. | Open Subtitles | أريدكم أن تمنعوا طائرته ولكن ليس قبل أن أصل إلى هناك |
| ve eve gitmek için bekleyecek sabrım yoktu. | TED | و لم يكن لدي الصبر لأنتظر حتى أصل إلى المنزل. |
| Net olmak gerekirse, bilgisayara ulaşmam gerek. | Open Subtitles | بالتحديد أريد أن أصل إلى الحاسب الآلي الخاص بها, |
| Eyalet Hastahanesine nasıl gideceğimi söyler misiniz? | Open Subtitles | كنت آمل أن تخبرنى كيف أصل إلى مستشفى المقاطعه؟ |
| Son harfe ulaştığımda ilk harfi unutuyorum. | Open Subtitles | عندما أصل إلى الحرف الأخير لا أستطيع أن أتذكر الحرف الاول |
| - Ona,Dallas'a varınca arayacağımı söyle. - Dallas mı? | Open Subtitles | أخبريه أنني سأتصل به عندما أصل إلى دالاس دالاس؟ |
| Beni yakan adama ulaşmaya çalışıyorum... | Open Subtitles | أحاول أن أصل إلى الرجل الذي وضعني على لائحة الحرق |
| Eve gittiğimde bütün konserveleri açacağım. | Open Subtitles | عندما أصل إلى المنزل سأتمكن من فتح جرار المخلل بسهولة |