| Ve dünyadaki tüm web sayfaları arasında 55 trilyon bağlantı var. | TED | وهناك 55 تريلليون رابط بين كل الصفحات على الإنترنت في العالم. |
| Şu anda içinde bulunduğumuz ikinci basamak, sayfaları bağlama fikriydi. | TED | المرحلة الثانية التي نحن فيها الآن هي فكرة تشبيك الصفحات. |
| Bu sayfalar her tür golem, dybbuk* ve şeytanla doldurulmuştur. | Open Subtitles | هذه الصفحات ممتلئة بالعفاريت والأرواح الخبيثة من كل حجم ونوع. |
| sayfalar dolusu çizgiyi karıştıralım ve bakalım ilgini çeken bir şey var mı. | Open Subtitles | تصفح كل هذه الصفحات وانظر إن كان أي هناك أي ردة فعل لديك |
| Bu slayt yüzlerce sayfa teknik belgeyi özetler ... geçtiğimiz iki seneden beri üzerinde çalıştığımız. | TED | و هذة الشريحة تلخص الاف الصفحات من الوثائق التقنية هذا ما كنا نعمل علي خلال العامين الماضيين. |
| Ailesinin bir âdetiydi: altmış yıllık başkanlık tescil verilerini içeren yüzlerce sayfa. | TED | كان من تراث عائلته: مئات الصفحات التي تغطي ستة عقود من بيانات الموافقة الرئاسية. |
| Hasan sizdeki kitabın eksildiğini, bazı sayfaların kayıp olduğunu söyledi. | Open Subtitles | حسن قال لى أن نسختك أصبحت قديمة وفقدت بعض الصفحات |
| Onu bulmam gerek. - Katalogdaki sayfaları George için ayırdın mı? | Open Subtitles | هل احضرت الصفحات من الكتالوج لجورج, فهو يريد رؤيتهم هذا الصباحِ |
| Yanında bir de havlu bulundurursun, böylece sayfaları çevirmeden önce parmaklarını kurutabilirsin. | Open Subtitles | .. وتضع منشفة بالجوار، كي كي تجفف أصابعك قبل أن تقلب الصفحات |
| gerçektende sayfaları katlamış olmanın dışında birşey yapmadım. | TED | وأنا حقا لم أفعل أي شيء أكثر تعقيدا من جعل الصفحات مطوية |
| konuştu, eksik sayfaları yazdı. | TED | بدأ يكتب عنه، بدأ بكتابة الصفحات المفقودة. |
| Tüm sayfalar sıralıdır ve milyonlarca yıldır burada olanlara görgü şahitliği yapar. | Open Subtitles | كُلِّ الصفحات بالترتيب الصحيح شاهدةً على ماحدثَ هنا على مر ملايين السنين. |
| Diğer verileri, bu sayfalar dolusu olan ve birşey söylemeyen diğer verileri bu şekilde özetliyoruz. | TED | كل هذه الصفحات القديمة المليئة بالارقام والقيم الغير مفيدة نحن نقوم بتلخيصها |
| Sonra, listemi oluşturmaya başladığımda, hemen kafama takıldı, uzun bir süre sayfalar dolusu araştırma yaptım. | TED | وعندما بدأت بعد ذلك في توحيد قائمتي، أصبحت مهووساً بسرعة، وبحثت في الكثير من الصفحات لمدة طويلة. |
| Bu; teologların, filozofların ve benzer şekilde, senaristlerin yazdığı yüzlerce sayfa yazının konusu olmuştur. | TED | لقد احتل هذا الموضوع آلاف الصفحات من قبل رجال الدين، والفلاسفة، وكتّاب السيناريو على حدٍ سواء. |
| Hâlâ yaşayacağım hayatım var, daha yazacağım çok sayfa var. | TED | ولا يزال لدي حياتي لأعيشها، وما زال لدي العديد من الصفحات لأخوض تجربتها. |
| İşte üç sayfa buydu. Bu kadar. İşte bu korku-belirtme. | TED | هذه هي الصفحات الثلاث. ها هن. هذا هو "تحديد المخاوف". |
| Hasan sendeki baskının eskidiğini, bazı sayfaların eksik olduğunu söyledi. | Open Subtitles | حسن قال لى أن نسختك أصبحت قديمة وفقدت بعض الصفحات |
| Bu şeyi yeneceksek, bu sayfalara ihtiyacımız var. | Open Subtitles | إذا أردنا التغلب على هذا الشيء نحتاج لتلك الصفحات |
| Aylardır ön sayfalarda yer almadın, ve bu manşet haberi! | Open Subtitles | لم تصل إلي الصفحات الأول منذ شهر وهذه للصفحة الأولي |
| Bir kaç sayfayı işaretledim. Kent konseyine karşı yardımı olabileceğini düşündüm. | Open Subtitles | لقد حددت بعض الصفحات الى يمكن ان تستخدمها ضد مجلس المدينه |
| İlk birkaç sayfada bu yaratıkların uykuda olabilecekleri ama asla gerçekten ölmeyeceklerine dair uyarılar vardı. | Open Subtitles | الصفحات الاولى تعلم هذه المخلوقات الذين ماتوا و لكنهم في الحقيقة لم يموتوا فعلياً |
| Şu katalog sayfalarını George için aldın mı? Sabah onları istiyordu. | Open Subtitles | هل احضرت الصفحات من الكتالوج لجورج, فهو يريد رؤيتهم هذا الصباحِ |
| Onu sayfanın üzerine koyardı ve büyütece bakarak kelimeleri okurdu. | Open Subtitles | إعتادت وضعهُ على الصفحات و تقرأ الكلمات من خلال الزجاج |
| Bir kadın hem güzel hem entelektüel olabilir. Yan sayfaya bakın. | Open Subtitles | المرأة يجب أن تكون جميلة بمقدار ثقافتها انظري لوجه الصفحات |
| Dün gece operamın ilk 10 sayfasını yazdım. | Open Subtitles | فقد كتبت العشرة الصفحات الأولى من الأوبرا التي اؤلفها ليلة أمس |
| Fakat romanın ilk sayfalarında bile korkunç bir karanlık, görünüşte huzurlu olan ortamın üzerine çöker. | TED | لكن منذ الصفحات الافتتاحية الأولى للرواية، يخيّم ظلام مروّع على هذا الوضع الذي يبدو وكأنه هادئ. |
| Hayır, hayır. Sonra da, bin sayfalık programcığı... | Open Subtitles | لا لا ، بعد ذلك القى لينا بمئات الصفحات من الرموز |
| On binlerce sayfadan oluşan, verdikleri birkaç ayın yetmeyeceği heybetli bir işti. | TED | وهو شيء ضخم من عشرات الآلاف من الصفحات لم يكن من الممكن في الأشهر القليلة التي لديهم. |