| Yırtıcı geyik köpekleri antik nehirler boyunca keyif sürerken akrabaları okyanusa geri dönüp samur benzeri ilk balinalar oldular. | TED | انتشرت كلاب الغزلان المفترسة على طول الأنهار القديمة، بينما عاد أقاربهم إلى المحيط ليصبحوا أول حيتان تشبه ثعلب الماء. |
| Bu yolda vahşi hayvanlar yok. Güya, geyik peşindeyiz ya. | Open Subtitles | الحيوانات لا تجدها على الطريق خصوصاً وأننا نزعم صيد الغزلان |
| Majesteleri, bakireleri bırakıp geyik etine bakmaya ne dersiniz? | Open Subtitles | هلا توقفنا عن الكلام يا صاحب الجلالة وتفرغنا لمشاهدة الغزلان ؟ نعم، نعم. |
| Yediklerini desteklemek için geyikler tuzlu yosunla beslenmek için kıyıya gelmeli. | Open Subtitles | لتعزيز غذاءهم، تضطر الغزلان بلوغ الشاطىء لتقتات على عشب البحر المالح |
| Bir bakire kalçasından sonra, geyik kalçası gibisi yoktur. | Open Subtitles | لا شيء يتفوق و يضاهى الجزء الخلفي من الغزلان |
| geyik avlayacağımıza inanmadınız mı? | Open Subtitles | ألا أعتقد أنك تظن أننا خلف الغزلان, أليس؟ |
| Siz geyik avına gidebilirsiniz. | Open Subtitles | أيها الحمقى، ستذهبون لصيد الغزلان اليوم؟ |
| Akrabalarım, biraz geyik eti göndermişti. | Open Subtitles | لولا لحم الغزلان الذي أرسله لي اقربائي من بلدتي |
| geyik penisinin tozu. | Open Subtitles | انها مجرد قليلا من القضيب الغزلان المجفف. |
| Ya geyik penisi tozu? | Open Subtitles | كنت وصلت الى محاولة القضيب الغزلان المجفف. |
| O bizim tek konserimizdi ve sen ölü bir geyik gibi üzerimize düştün. | Open Subtitles | كان ذلك لدينا عرض فقط، وكنت مثل الغزلان انخفض بالرصاص يوم لنا. |
| Bavaria'da geyik avlayan bir soylu Urallar'da kaçak kurt avlayan bir çobana karşı. | Open Subtitles | أحد النبلاء صائدى الغزلان ضد الراعى الريفى صائد الذئاب |
| geyik, tavşan ve sincap arzulanan hedefler listesinin başında yer alıyor. | Open Subtitles | الغزلان والارانب والسناجب على رأس القائمة كأهداف مرغوبة. |
| Vahşiler, dostane bir şekilde ürkek, meraklı geyik sürüleri gibi sık sık ziyaretimize geliyor. | Open Subtitles | الهمج يتكرمون بزيارتنا في كثير من الأحيان جبناء ، مثل قطيع من الغزلان الغريبة |
| İri erkek geyikler, yılın bu zamanı dağın yükseklerine çıkarlar. | Open Subtitles | الغزلان الأكبر في قمة الجبل في هذا الوقت من العام |
| Ren geyiği pijamalarıma aldanma. Ben oyun oynamıyorum. | Open Subtitles | لا تدع البيجاما مع رسومات الغزلان تخدعك انا جادّ في امري |
| Belki radyasyon geyikleri öldürmüştür. | Open Subtitles | . ربما الاشعاع الذري هو الذي تسبب في قتل الغزلان |
| Demek istediğim, o geyiğin zevk için avlanması, insanın karanlık yüzü müydü? | Open Subtitles | الله شرع صيد الغزلان هل تعتقد ان ذلك هو الجانب المظلم من الرجل؟ |
| ceylanlar, dünyanın en sosyal ve duygusal yaratıkları arasındadır. | Open Subtitles | الغزلان لديهم علاقات اجتماعية طبيعية و هم مخلوقات عاطفية |
| "Asillik ve soyluluk timsali Geyiklerin sizin için en uygun hediye olduğundan şüphe duymadığını" belirtmemi istedi. | Open Subtitles | ليس لديه شك بأنه هذه الغزلان التي تقف بنُبل هم أفضل هدية في مجتمع النبلاء لقد قال لى أن أبلغك ذلك |
| Ama Dr. Chapman diyor ki kısa sürede ayağa kalkar ve bir ceylan gibi olurmuşum. | Open Subtitles | و لكن الدكتور شابمان يقول أنني قريبا سأكون قادرة على القفز مثل الغزلان |
| Deer Park'ta işler yolunda gitmiş olabilir. Evet. | Open Subtitles | حديقة الغزلان من الممكن أن تكون لم تمس قط |
| Benim gördüğüm dünyada Rockefeller Center'ın yıkıntıları arasında bir geyiğe yaklaşıyorsun sessizce. | Open Subtitles | لقد خضنا تواً تجربة الحياة في العالم الذي أراه تطارد الغزلان في غابه الوادي الواسعه |
| ceylanları görmesem de, bilinçsizce yaşıyorum denemez. | Open Subtitles | كوني لم أشاهد فرار الغزلان لا يعني أن حياتي كلها نوم |
| Yıllarca geyiklere adil davranılması için yalvardı. | Open Subtitles | لقد حصلت على نصيبها من الغزلان على مر السنين |
| geyiklerle ilgili tweetler atan bir tanığımız ve Geyiklerin öldürdüğü insanlarla röportaj yapan üçüncü bir tanığımız var ayrıca üst mevkilerden gizli bir kaynak o gün oradan Geyiklerin uçtuğunu söylüyor. | Open Subtitles | وأحدهم نشر تغريدات يصف الغزلان وشاهد ثالث قام بمقابلة ضحايا الغزلان ومصدر سري ذو منصب رفيع أكّد |