| Hatta sahip olduğu her şey düzenli şekilde dolabında asılı ve düzenli şekilde sandığında katlıydı. | Open Subtitles | و رغم هذا كانت كل أشيائه معلقة بأناقة في خزانة ملابسه و مطوية بعناية في خزانته |
| Böyle şeyleri dolabında tutuyor, ama oraya bakmama mı söyledi. | Open Subtitles | إنه يُبقى هذه الأشياء فى خزانته وليس مسموح لى بالتواجد هناك |
| Ama dolabında sizin üniformanızı bulduk. | Open Subtitles | وجدنا أحد ألبستكم الموحدة في خزانته هل لديك فكرة كيف وصل لهناك؟ |
| Onu ceketi ve şapkasıyla birlikte her zamanki yeri olan Roger'ın dolabına koymuştum. | Open Subtitles | وضعتها في خزانته مع السترة والقبعة حيث مكانها أصلاَ |
| Dolabı hemen benimkinin yanında olan ve kolaylıkla birkaç saç telini alabilecek bir polis. | Open Subtitles | شرطي، خزانته مجاورة لخزانتي ويمكنه بكل سهولة، أن يمسك بعدة شعيرات متناثرة |
| Manny'nin annesiyim ve onun Dolabını neden süslemediğini öğrenmek istiyorum. | Open Subtitles | لم تصممي خزانته بشكل جيد ؟ لانه تصرف عنصري وغبي |
| Ne olduğunu sordum ve bana spor salonu dolabının anahtarı olduğunu söyledi. | Open Subtitles | سألته عمّا يكون و أجابني بأنه مفتاح خزانته بصالة الألعاب الرياضية |
| Yani o gün evden ayrılmadan önce Davenheim, kendi kasasını zorlamıştı? | Open Subtitles | اذن هذ يعني أن "دايفينهايم" قام بكسر خزانته سلفاً قبل أن يغادر منزله في ذلك اليوم؟ |
| ! dolabında birkaç yüz dolar duruyor. Hiç birşey çalınmamış. | Open Subtitles | ليس لديه سوى زوج من الآلاف في خزانته هذا هو كل الهراء |
| Rüyamda Fry bana dolabında bir hediyesi olduğunu söyledi. | Open Subtitles | في حلمي، فراي قال أنه أخفى هدية لي في خزانته |
| Onun dolabında küçük bir araştırma yaptım ve bunu buldum. | Open Subtitles | وهذا ليس كل شيئ بحثت في خزانته ووجدت هذا |
| Şey, dolabında, içinde ATM para yatırma zarflarının bulunduğu birkaç kutu vardı... yaşam tarzına bakılacak olursa, bu hesaplar, onun bağlı olduğu kuruma ait, | Open Subtitles | لديه عدة أظرف للصراف الآلى فى خزانته و طبقا لمستوى معيشته اظن أن الحسابات تقود لمنظمة ابناء الاحسان |
| dolabında birşeyler bulduk: Ayakkabılar, kalemler ve diş teli... | Open Subtitles | نجد أشياء في خزانته أحذية، أقلام رصاص، مثبات |
| Geçen hafta, bir genç dolabında bir silahla yakalandı. | Open Subtitles | الأسبوع الماضي تم الإمساك بصبي لديه مسدس في خزانته |
| Tabi ya, dolabına, arabasına ve evine girdiğimizde de aynı şeyleri söylemiştin. | Open Subtitles | نعم هذا ماقلته عندما إقتحمنا خزانته وسيارته وبيته |
| Böylece erkek soyunma odasındaki dolabına ulaşabilecekti. | Open Subtitles | لهذا السبب تنكرت كرجل , كي تتمكن من الوصول إلى خزانته بغرفة تبديل الملابس الرجالية في الصالة الرياضية |
| Babama da söyle, bu gece içki dolabına dalıyorum. Evet. | Open Subtitles | وأخبري أبي أنني سأقتحم الليلة خزانته للمشروبات المسكرة |
| Ne diyor... Onun Dolabı benimkiyle aynı sırada mı diyor? | Open Subtitles | أقال بأني المعاقة التي تقع خزانتها بجوار خزانته |
| Zaten Dolabını çoktan kontrol ettim. Ayakkabılarından hiçbiri izlerle uyuşmuyor. | Open Subtitles | لقد فتشت خزانته بالفعل لم تقابل هذه الأثار أي من أحذيته |
| Şu gördüğün adam buraya yeni geldiğinde bir ay boyunca dolabının şifresini bileğine yazmıştı. | Open Subtitles | اعتاد أن يكتب تركيبة خزانته في المركز على معصمه مدّة شهر أوّل ما توظّف هنا |
| - Galiba kasasını açıyor. | Open Subtitles | ـ انه يفتح خزانته |
| Yüzbaşı Johnson'ın sicilini ve dolabındaki kişisel eşyalarını istiyorum. | Open Subtitles | أريد تقريرا بخدمات الملازم جونسون وأمتعته الشخصية من خزانته |
| - Ben dolap numarasını öğreneyim. | Open Subtitles | سوف أبحث عن رقم خزانته |
| Ne diş fırçası, ne traş bıçağı ne de dolapta sakladığı Mossberg tüfeği ortada yok. | Open Subtitles | لا فرشاةَ أسنان، لا شفرةَ حلاقة لقد أخذ كل شئ في خزانته |
| dolabından çıkan tuhaf bir ateş topuyla hem de. | Open Subtitles | من قِبل حائط غريب من النار يشتعل من خزانته |
| Shanssey bir şeyi unutuyor. kasasında 10.000 dolarım vardı. | Open Subtitles | لابد أن شانسى يعرف فهو معه 10 الاف من مالى فى خزانته |