| Kafasının tamamı avını bulmak için gerginleştirdiği iki büyük gözle kaplıdır. | Open Subtitles | يملئ رأسه كلها عينان ضخمتان يجتهد في استخدامهما للكشف عن فريسته |
| Bir kez köpekbalığı avını yakalarsa koku ve hareketlilik diğerlerini de çeker. | Open Subtitles | وبمجرد أن اول سمك قرش يصطاد فريسته, الرائحة و الثَوَرَان تجذب الآخرين. |
| Leopar çoktan harekete geçmiş durumda. İlk avını yakalarken, sürü... | Open Subtitles | فالفهد بدأ التحرك يطبق على فريسته بينما يتفرق باقي القطيع. |
| avının kokusunu takip ediyor, ve hangimizin parazitli olduğunu biliyordu. | Open Subtitles | شم رائحة فريسته التي تعرف عليها من بيننا والملوثة بالطفيليات |
| avı hakkında teoriler kurmayı seviyor, rakipleri, basit avları falan önemsiyor. | Open Subtitles | يروق إليه بناء نظريات حول فريسته والتفكير بكيفية الحصول على قرين له ليحصل على تحد إنه يحب كل هذه التفاهات |
| Tıpkı bir torpido gibi alttan avına vuruyor. | Open Subtitles | في ضربة واحدة مثل الطوربيد يضرب القرش فريسته من الأسفل |
| Diğerleri kuzenlerinden sadece bir ısırık alırken, bunların bazıları yapışkan dokunaçları ile avlarını tuzağa düşürür. | TED | بعضها يخدر فريسته بواسطة مخالبها اللزجة بينما البعض الآخر يلتهم أبناء عمومته |
| Mesela, Sporacidae ailesinden, Delena örümceği, avını yakalamak için zıplayabilir. Okul gaztesi için mi? | Open Subtitles | على سبيل المثال, عنكبوت ديلينا, العائلة سبوراسدا , له القدرة للقفز لمسك فريسته. |
| avını elinden kaçıran yırtıcı bir hayvan gibi... düş kırıklığı içindeydi, öfkeliydi. | Open Subtitles | إنه غاضب, مُحبط مثل المفترس الذي فقد فريسته |
| avını böyle çeker zaten, ışığıyla. | Open Subtitles | انها الطريقة التي يحصل بها على فريسته بالضوء |
| Burunlarını, burun deliklerinin üstte olması sebebiyle suda tutabilirler. avını görmeden bile avlanabilirler. | Open Subtitles | نظراً لمقدرته على وضع مقدمة أنفه تحت الماء بسبب فتحتي أنفه العلويتان، يمكنه أن ينقض دون الحاجة لرؤية فريسته |
| Burada, keskin koku duyusuna ve duyuşuna güveniyor. avını yakalamak için aynı oranda görüşüne de. | Open Subtitles | نجد هنا أنه يعتمد على حاسـَّة الشم الحادَّة لديه، بالإضافة لـحاسـَّتي السمع و الإبصار لـصيد فريسته |
| Geniş, kısa ve kuvvetli kafatasıyla avını yaralayıp uzaklaşmak yerine ısırıp sıkıca tutmaya daha uygun bir dinozordur. | Open Subtitles | مع وجود جمجةٍ عريضة، قصيرة و قوية العضلات، كان ديناصوراً متكيـِّفاً على العض و القبض أكثر من شـَق فريسته |
| Keskin dişlere ihtiyacı yoktur çünkü avını basitçe emer. | Open Subtitles | انه لا يحتاج الى أسنان حادة لأنه يمتص فريسته و بسهولة. |
| Aynı bir kedi gibi, aniden avının üzerine atılır, sonra da, yıldırım hızıyla kaybolurdu | Open Subtitles | لأنه ينقض علي فريسته مثل القط ويختفي بسرعة البرق |
| Bazen avının peşindeki bir akbaba gibi hayatı parçalıyordu. | Open Subtitles | فى بعض الأحيان تمزقنا الحياة كنسر يبحث عن فريسته. |
| Piton, avının etrafını sarmalar ve o kadar sert ve uzun sıkar ki avı artık nefes alamaz. | Open Subtitles | وهو يقتل فريسته بالإلتفاف حولها حلزونياً ويعصر ضحيته بإحكام قوى ولمده طويله حتى لا تستطيع التنفس |
| İlk bakışta, katilimiz avı ile kedi fare oyunu oynadı diyebilirim, ta ki sonunda kancayı ona sapladı, | Open Subtitles | للوهلة الولى .. أقول بأن قاتلنا يلعب لعبة القط و الفار مع فريسته .. |
| Kat kat olmuş, uyuşuk, gevşemiş kaslarla kaplı güçlü bir beden bir panter gibi titrek avına saldırmayı bekliyor. | Open Subtitles | جسم قوى، و طبقات من العضلات الساكنة الهامدة. مثل النمر ينتظر أن ينقض على فريسته. |
| Kitapta yazana göre boa yılanları avlarını çiğnemeden, bütünüyle yutarlarmış. | Open Subtitles | يقول الكتاب: "الأفعى العاصرة تبتلع فريسته كاملة دون أن تمضغها" |
| An itibariyle, avcıların ve avın hızı 64 km/h'e ulaşıyor. | Open Subtitles | سرعة الصيّاد و فريسته الآن تبلغان 64 كيلو متر |
| Bir zamanlar saklandıkları kuş artık avları olmuştu. | Open Subtitles | أن الطائر المخوض الذي خشاه يوماً أصبح الآن فريسته |