| Julius, ihtişam ve güzellik sayesinde sonsuza dek güncel kalacak bir Vatikan hayal eden bir adamdı ve haklıydı. | TED | كان يوليوس رجلاً وضع تصورا للفاتيكان حتى يبقي مواكبا للعصر للأبد بعظمته و جماله، و كان على حق. |
| Beni sevmediğini öğrenmek zor bir dersti, ama biliyor musunuz, o haklıydı. | TED | وهكذا، كان الدرس قاسيًا بأنه لا يحبني، لكن كما تعلمون، كان على حق. |
| Kabullenmem haftalar aldı, ama doktor haklıydı; depresiftim. | TED | استغرق الأمر أسابيعًا قبل أن أقتنع، ولكن الطبيب كان على حق: لقد كنت مُصابة بالاكتئاب. |
| - Bay Neale. Kartvizitleri gözden geçirmeyi akıl eden oydu ve haklıymış da. | Open Subtitles | انه من اقترح ان نبحث فى الكروت, وقد كان على حق |
| Hadi, çıkarın beni. Drouot haklıymış. Bu çamur bizi öldürebilir. | Open Subtitles | هيا ، أخرجونى , دروو كان على حق , فهذا الوحل قد يقتلنا |
| Son vakasında haklı olduğunu söylemenin ona yardım etmekle bir alakası yok. | Open Subtitles | إخباره أنه كان على حق في الحالة الأخيرة لن يساعده في شئ |
| Ve eğer haklıysa Tanrı bir matematikçi olabilir. | Open Subtitles | و إذا كان على حق فقد يكون الرب عالم رياضيات بارع |
| öğretmen haklıydı. Hindice bilmek gerekliymiş. | Open Subtitles | المعلم كان على حق معرفة اللغة الهندية ضرورية |
| Teğmen, düşünüyorum da, ihbarda bulunan kişi haklıydı. | Open Subtitles | ايها الملازم, لقد كنت افكر ان الشخص الذى أبلغ كان على حق |
| Sonuç olarak, ilk önce rehberi yedim ve senin de bildiğin gibi, adam haklıydı. | Open Subtitles | ولذلك اكلت الرحالة الهندى اولاً اتعرف , كان على حق تماماً |
| Belki Chantilas haklıydı. Belki de olay sadece bilim değil. | Open Subtitles | ربما شانتيلاس كان على حق ربما ليس العلم فقط |
| Aslında, Bobby haklıydı. Lorraine'in elbiselerini tozlanmaya bırakmak anlamsız. | Open Subtitles | أعني أن بوبي كان على حق فليس هناك سببا لترك ملابس لورين تلتقط الغبار |
| Aslında, Bobby haklıydı. Lorraine'in elbiselerini tozlanmaya bırakmak anlamsız. | Open Subtitles | أعني أن بوبي كان على حق فليس هناك سببا لترك ملابس لورين تلتقط الغبار |
| Teğmen Disher haklıydı. | Open Subtitles | الملازم دشر كان على حق الدكتور بلوم قتل رجلا من يومين |
| Arkadaşım sizin şu kötülük sevdanızda haklıydı. | Open Subtitles | صديقى كان على حق عندما قال بأنكم لديكم نفس قاتمه اللون |
| Abed'in canlandırdığı siyah polis şefi karakteri haklıydı. | Open Subtitles | أن الأميركيين الأفارقة حرف قائد الشرطة عابد كان يلعب كان على حق |
| O, aşağılık haklıymış. | Open Subtitles | أن الوغد كان على حق وأنك لن تكون سعيدا مع أي شخص |
| - Babam haklıymış. Konuşacak birine ihtiyacım var. | Open Subtitles | ابي كان على حق احتاج لشخص ما لأتحدث إليه |
| Ölüm sebebi de bu. Ama David haklıymış. | Open Subtitles | هذا ما يخبر به سبب الوفاة و لكن ديفيد كان على حق |
| Son vakasında haklı olduğunu söylemenin ona yardım etmekle bir alakası yok. | Open Subtitles | إخباره أنه كان على حق في الحالة الأخيرة لن يساعده في شئ |
| Öyleyse siz ikiniz, Bay Vadas'ın kapısını çalıp, Hawes haklı mıymış bir bakın. | Open Subtitles | إذن عليكما الذهاب لعند السيد فيداس والتأكد من ان هوز كان على حق |
| Eğer haklıysa veya yaptığı işte bir şey bile doğruysa bu çok önemli olur, çünkü bir çoğumuzun vazgeçtiği bu tür bir hipotezin güzel bir matematiksel yapı içerisinde benzersiz bir birliği olur. | Open Subtitles | إذا كان على حق أو حتى كان يسير في طريق الصواب فهذا شيء مهم للغاية لأنها فرضية تَخلَّى معظمنا عن العمل عليها |
| Tüneli son bir kez yoklayacağım. Belki haklıdır. | Open Subtitles | إسمعس سوف أقوم بجولة مسح أخيرة لهذا النفق للتأكد إذا ما كان على حق |