| -Çok iyisin. -Evet Telafi etmem gereken pek çok şey var. | Open Subtitles | نعم، أنا عِنْدي الكثير مِنْ الأشياءِ لأعوض عنك |
| Bunu Telafi etmem gerektiğini de biliyorum. Her birinizle hem de. | Open Subtitles | وهناك الكثير مما عليّ فعله لأعوض الجميع |
| Telafi etmem gereken çok şey var. | Open Subtitles | لدي الكثير لأعوض عنه |
| Sesli konuşmamı telafi etme ihtiyacı bile duymaz oldum bir anda. | Open Subtitles | وفجأة لا أشعر أني بحاجة لأعوض بالصوت المرتفع |
| Öyleyse bana zararımı kuruşu kuruşuna telafi etme fırsatını sağlayacak cesaretinizin olduğunu varsayıyorum. | Open Subtitles | إذاً أفترض أن شجاعتك ستسمح لي بفرصة لأعوض خسائري .. ، |
| Kendimi affettirmek için komşunun evinin önünde bulunan cesetle ilgili biraz etrafı kokladım. | Open Subtitles | لذا لأعوض ما قمت به أجريت بعض التحري حول تلك الجثة الذي وجدت أمام منزل جيرانكِ |
| Olanlar yüzünden kendimi affettirmek için iyi bir şey yapmak istedim. | Open Subtitles | واردت القيام بشيء لطيف لأعوض لك عما فعلته |
| Yapmam gereken işler var. İş gezisine çıkmalıyım. Beceremediğim bir şeyi telafi etmek için. | Open Subtitles | لدي بعض العمل رحلة عمل يجب علي أن أقوم بها لأعوض أمراً ما فشلت فيه |
| Bana bir şans daha verirsen, hatamı telafi etmek için her şeyi yaparım. | Open Subtitles | إن منحتني فرصة اخرى، سأفعل أيّ شيء لأعوض عنك |
| Hiç kimseyi öldürmedim. Sadece yaptığımız kötülükleri affettirmek için insanlara yardım ettim. | Open Subtitles | ما قتلت أحداً قط، إنما أردت مساعدة الناس لأعوض عن كلّ الشر الذي اقترفناه. |
| Sana kendimi affettirmek için her şeyi yapacağım, söz veriyorum. | Open Subtitles | وسأفعل ما بوسعي لأعوض عليكِ، أعدك بهذا. |
| Umarım hakkımda duymadığınız şeyleri telafi etmek için bir şans verirsiniz. | Open Subtitles | أتمنى ان تعطوني فرصة لأعوض عن كل شيئ لم تسمعو به عني |
| Bunu telafi etmek için ne yapabilirim? | Open Subtitles | ما الذي يمكنني أنّ أفعله لأعوض لك هذا الامر؟ |