| Yani şüpheli belirtiler, sadece morluk ve sakinleştirici olacak, öyle mi? | Open Subtitles | إذن ما لدينا هنا من مؤشرات مريبة فقط الكدمات والمخدر، صح؟ |
| Ve bu yaraların belirtileri ise birini korumaya çalışırken meydana geldigini gösteriyor. | Open Subtitles | كما ان هناك مؤشرات على جروح تبقى عندما تقوم بحماية شخص ما |
| İdrar tutamama belirtisi yok. | Open Subtitles | لا سحجات اللسان. لا توجد مؤشرات على سلس البول. |
| düşüncesi. Sonuç olarak virüsü taşıdığınıza dair fiziksel bir belirti yok. | TED | وعلي أي حال ليس هناك أي مؤشرات جسدية تدل علي الإصابة بالفيروس. |
| Aslında bu konuyu bir kez daha düşündüğüne dair hiç ipucu vermedi. | Open Subtitles | في الواقع لم تعطني أي مؤشرات منذ أن غيرت رأيها بي |
| Onun ne vücudunda bir şırınga izi, ne de sindirim izi var. | Open Subtitles | لم يكن هناك شيء هناك. لم تكن هناك حقن علامات على جسدها، ولا توجد مؤشرات على الابتلاع. |
| Sizin göstergeleriniz olduğu gibi biz insanların da sağlıklı olup olmadığımızı gösteren göstergeler var, vücut ısısı, yüzünüzdeki kızarma gibi, sohbet sağlığı için de göstergeler bulabileceğimizi düşünüyoruz. | TED | وكما أن لديك مؤشرات ولدينا مؤشرات كبشر من حيث هل نحن أصحاء أم لا مثل درجة الحرارة واحمرار وجهك، فإننا نعتقد أننا يمكننا إيجاد مؤشرات لصحة المحادثة. |
| Radyasyon, Elektromanyetik Tarama, Enerji izleri... | Open Subtitles | إشعاعيا ، مغناطيسيا و مؤشرات الطاقة الحيوية |
| Testesteron kaynaklı özelliklerin sağlık göstergesi olduğu düşüncesi tamamen mantıklı değildir. | TED | وبالتالي فإن فكرة أن التستوستيرون تعزز مؤشرات اللياقة البدنية ليست منطقية بالكامل. |
| Artık, gerçek test parametrelerini de ayarladığımıza göre Alex Nelson ve Kerry Sheehan'ı kimin öldürdüğünü söyle yoksa buradaki arkadaşını öldürürüm. | Open Subtitles | بعض مؤشرات الاختبار الحقيقية (أخبرني بمن قام بقتل (أليكس نيلسون) و (كيري شيان أو سأقوم بقتل صديقك الطيب |
| Ve Puya'ya doğru çıkacağı seyahatı için ayrılacağı konusunda artan belirtiler var. | TED | وهناك مؤشرات متزايدة أنه على وشك المغادرة في رحلته الخاصة لبويا. |
| Hayır, belirtiler sadece yavaşlattığını gösteriyor. | Open Subtitles | لا، مؤشرات تبين أنه فقط يقوم بإبطاء المرض. |
| Ekonomi yaşam belirtileri göstermeye başladı sanki. | TED | وبدأ الاقتصاد حقاً بإبداء بعض مؤشرات الحياة. |
| Çok aşırı salyası yok ve kuduz belirtileri göstermiyor, ama kuduz belirtileri hemen görülmez. | Open Subtitles | إنها لا تسيل اللعاب بشدة أو تظهر مؤشرات داء الكلب لكن هذا المرض لا يظهر فوراً |
| Hiç yavaşlama belirtisi yok. | Open Subtitles | سيدتي , لا توجد مؤشرات على تباطؤ سرعة المد |
| Kaplana uygun ısırık veya boğuşma belirtisi görünmüyor. | Open Subtitles | لا توجد أيّ مؤشرات على وجود عضّة نمر تقليديّة عبر الحلق أو مُقاومة خنق |
| Ve sanayinin mesajı aldığına dair bazı işaretler var. | TED | و هناك مؤشرات أن السوق بدأ بإدراك الأمر. |
| İranlıların, kadının gerçek değerini bildiğine dair bir ipucu yok. | Open Subtitles | ليس هناك مؤشرات على أن الإيرانيين لديهم أي فكرة عن قيمتها الحقيقية. |
| Özel eşyalarında ve giysilerinde patlayıcı madde izi bulamadım. | Open Subtitles | لم أجد أي مؤشرات على المتفجرات على أي من ملابسه أو أغراضه |
| Gerçi bu durumu resmen açıklamamışlardı ama gerçek duygularını gösteren olaylar yaşanmıştı. | Open Subtitles | مع ذلك, لم يقم أحدهم بتوضيح ذلك كلاهما قاما بإعطاء مؤشرات عن مشاعرهم الحقيقة |
| Ancak gerçekte bir karadeliği görmemiz mümkün olmadığından yapılabilecek en iyi şey bıraktığı izleri takip etmektir. | Open Subtitles | ولكن بسبب عجزنا عن رؤية الثقب الأسود أفضل شيء يمكن للعلماء فعله هو البحث عن مؤشرات واضحة عنه |
| Hızlı nabız atışı, yüksek tansiyon... bunlar duygusal endişenin göstergesi. | Open Subtitles | معدّل النبض السريع ، إرتفاع ضغط الدم إنّها مؤشرات للإضطراب العاطفي ماذا؟ |
| Görev parametrelerini gözden geçireceğiz. | Open Subtitles | وسنراجع مؤشرات المهمة |
| Tek bildiğim cinayete ilişkin izler bulduğumuz. | Open Subtitles | كلّ ما أعرفه أنّ هناك مؤشرات على جريمة قتل. |
| Aslında yaptıklarına dair şimdiden fıkra tadında bir kaç işaret gördük. | TED | حسنا، كنا بالفعل رأينا عشوائيا عدة مؤشرات على أنهم قد يكونوا كذلك. |
| Neler oluyor? Amy Cullen'in naklettiğiniz kemik dokusu yüzünden kanser olduğunu gösteren bulgular var. | Open Subtitles | هناك مؤشرات على ان التطعيم الذي زرعته في جسد إيمي كولين قد أصابها بالسرطان |
| Belki buna biraz parlama özelliği ekleyebiliriz... bir far koyarız... belki bir fren lambası... dönüş sinyalleri. | TED | ربما يمكننا اضافة تلألؤ حيوي هنا لكي نعطيه ضوء رأس او ربما .. ضوء تحذير .. او مؤشرات تغير وجهة |
| 100 yaşına kadar yaşayabildikleri için dev midyeler koral resif sağlığının yaşamsal göstergeleri. | TED | ولأن بإمكانهم العيش حتى 100 عام، فإنهم يكونون بمثابة مؤشرات حيوية عن مدى صحّة الشعب المرجانية. |