| Yani süspansiyon ve tüm elektronik aksam bozuldu. | Open Subtitles | هذا يعني ان النظام والدوائر الالكترونية كلها متعطلة |
| Tek sorun, arabam bozuldu. | Open Subtitles | المشكلة الوحيدة هي سيارتي متعطلة |
| Kamyonetimiz arka tarafta bozuldu, bu yüzden... | Open Subtitles | شاحنتا متعطلة هناك |
| Mezuniyet balosu kıyafeti içinde bozulmuş bir arabada bekleyen hamile kız figürü, şehir efsanelerinin başlangıç noktası olur. | Open Subtitles | فتاة حامل في فستان تخرج مع سيارة متعطلة |
| Demek ki tat alma duyuları bozulmuş. | Open Subtitles | حسناً، براعم تذوّقها متعطلة. |
| - Ben de. - Kev, makine bozulmuş. | Open Subtitles | (كيف) آلتك متعطلة |
| Hazır ilaçlar var, organlarınız için kanopik kavanozlar var. "Bu yıl için sabununuz bu." diyen komunist sabun var. (Gülüşmeler) Açılış gecemizde buzlu içecek makinamız bozuldu ve ne yapacağımızı bilemedik. | TED | لدينا بعض المرضى، جرة لاعضائك، صابون شيوعي كما يقال، "هذا صابون السنة." (ضحك) آلة العصير متعطلة في الليلة المفتوحة وليس باستطاعتنا عمل شيء. |
| bozulmuş. | Open Subtitles | إنها متعطلة! |