| Yaşamınız boyunca size gümüş bir tabla ile teslim edilen her şey vardı. | Open Subtitles | لقد حظيت بكل ما تودين في حياتك قدم إليك على طبق من فضة |
| O bahsettiğiniz çay davetinde biri konutundan George Dönemi'nden kalma gümüş bir tatlı kaşığı çaldı. | Open Subtitles | تلك الأمسية ، كنت تتحدثين عن شقته قام أحدهم بسرقة ملعقة صغيرة من فضة جورجيا |
| gümüş bir kazıkla kafalarına falan vurmamız gerek. | Open Subtitles | يجب أن نطلق على رؤوسهم بطلقات من فضة أو شئ ما |
| Kendini bize gümüş tepside sunuyor, bunu göremiyor musunuz? | Open Subtitles | الآن و قد ظهر شخص على طبق من فضة و أنتم حتى لا تريدون التفكير بالأمر |
| Sadece hayatta olduklarından eminim değilim ayrıca bize gümüş tabakta gönderilmek üzere olduklarından da eminim. | Open Subtitles | بل على وشك أن يتم تقديمهم على طبق من فضة ليتم أكلهم |
| Anlaşmayı bitirirsen onu gümüş bir tabakla sunarım. | Open Subtitles | سأسلمها لك على طبق من فضة إذا أوفيت بجانبك من الإتفاق |
| Ne yani adamın başını gümüş bir tepsinin üstünde görmek istemedin mi? | Open Subtitles | إذاً، لم تطلبِ رأس رجل على طبق من فضة |
| Değerli taşlarla süslü, gümüş bir bardak. | Open Subtitles | كأس من فضة مُطعم بالأحجار الكريمة. |
| Ve sen de bana bu fırsatı fare pençesi ellerinle gümüş bir tepside sundun. | Open Subtitles | وانتِ وضعت ذلك على طبق من فضة بيديك |
| gümüş bir sigara tabakası. | Open Subtitles | علبة سجائر, من فضة |
| gümüş bir sigara tabakası. Bir göz atın. | Open Subtitles | علبة سجائر من فضة, انظري |
| Bunu sana gümüş bir tepside sunarım. | Open Subtitles | سأعطيك هذا على طبق من فضة |
| Yani, Reddington'u FBI'a gümüş bir tabakta sundun... | Open Subtitles | أنتِ قُمتِ بتقديم (ريدينجتون) على طبق من فضة للمكتب الفيدرالي إذن |
| Ali'nin katilini bize gümüş tepside sundu resmen. | Open Subtitles | "A"الوحيده التي ستقدمُ لنا قاتل "ألي" على طبقٍ من فضة |
| Yamada örneği bize gümüş tepside sunmayacaktır. | Open Subtitles | (يامادا) لن يُوزع عينة على طبق من فضة. |