| Ama herkese ödetme takıntın insanların hayatını mahvediyor yani bebeğimin hayatını. | Open Subtitles | ولكن هوسك بجعل الجميع يعاني يؤدي إلى تدمير الكثير من الأشخاص |
| Çünkü bu takıntın devam ederse sonunun kötü olacağını bir şekilde biliyordum. | Open Subtitles | لأنّي شعرت أنّك إذا تابعت هوسك به، فستنتهي لما لا يحمد عقباه. |
| Ve takıntını tatmin edebilirsin. | Open Subtitles | وتأخذ بثأرك لكي تحقق به هوسك وإشباع رغباتك |
| Şahsi saplantının, mesleki sorumluluğunun önüne geçmesine izin verdin. | Open Subtitles | لقد تركتي هوسك الشخصي يقف في طريق مسؤوليتك المهنية. |
| Ama o zaman Bayan Blake-- Senin Brigit'e olan bağlılığın, ona hastalığında yardım etmek istemen bunlar ne kadar büyük bir takıntı olmuştu sende? Bunu herhâlde siz de merak etmiş olmalısınız, Leydi Sedwick? | Open Subtitles | ان تضحياتك لبريجيت ومحاولة انقاذها,كيف جعلك هوسك يبعد عن التأخير عن مساعدتها يا سيدرسك ؟ |
| Konu kadınlara gelince, öyle takıntılı bir tavrın oluyor ki korkuyorum. | Open Subtitles | وااو .. أنا خائف من مستوى هوسك عندما يتعلق الأمر بامرأه |
| Bu gece saplantınla yüzleşiyorsun. | Open Subtitles | الليلة سوف تواجه هوسك. |
| Korkarım, Lex Luthor ile ilgili Saplantın, psikotik çöküşünden sonra yarattığın fantezi dünyasının bir parçası. | Open Subtitles | أخشى أن هوسك بليكس لوثر جزء من عالمك الخيالي الذى أبتدعته بعد أن عانيت من انهيارك العصبى. |
| Şu aptal dergi takıntından bahsediyorum. | Open Subtitles | انا اتكلم عن هوسك بتلك المجلة الغبية |
| O senin takıntın ve açıkçası İmparator seni serbest bırakacak. | Open Subtitles | إنه هوسك ومن الواضح أن الإمبراطور سيكافئك |
| Birini vurman, özel dedektif arkadaşın, yeni takıntın | Open Subtitles | إطلاق نار على الشاب ، صاحبي إنه هوسك الجديد |
| Yani, kadın iç çamaşırı takıntın biraz korkutucu. | Open Subtitles | اعنى ان هوسك بملابس النساء التحتية مخيف؟ |
| Bu yüzden o hapishaneye artık telefon açmak yok ve bu ofisi ufak takıntın için bir daha kullanmak yok. | Open Subtitles | لذلك لا مزيد من المكالمات للسجن ولا إستعمال للمكتب لتوسيع هوسك الصغير |
| Ve bu arada senin yemek takıntın düşündüğün kadar sevimli bir şey değil. | Open Subtitles | وبالمناسبة، هوسك الغذائي يرعب أكثر ممّا تظنين |
| Seninle ilk tanıştığımızda baş harflerle ilgili takıntını anlatmıştın. | Open Subtitles | تعلمين، عندما قابلتكِ أول مرة أخبرتني بشأن هوسك بالحروف الأولى |
| Biliyor musun, aklında yer eden her şeyi temizlersen bu çocuğa olan takıntını ve evlilikteki başarısızlığını, bir kapı aralığı ve boşlukla karşılaşırsın. | Open Subtitles | فقط لو أمكنك تصفية ذهنك من هوسك بحب هذا الرجل وزواجك الفاشل و سوف تفتحين الباب الخلفى لعقلك |
| Müfettiş Clouseau'ya olan saplantının sona erdiğini umuyordum. | Open Subtitles | تمنيت دفنا أخيرا هوسك مع المفتش كلوزو. |
| Senin Bertha'ya olan saplantının hiçbir zaman Bertha'yla ilgili olmadığını düşünüyorum | Open Subtitles | (أرى أنّ هوسك بـ(بيرثا (لم يكن متعلقاً أبداً بـ(بيرثا |
| takıntı yapacağını biliyordum. | Open Subtitles | كنتُ أعلم أنّ معرفة السبب سيكون هوسك. أجل. |
| Şu takıntılı olduğun plastik bitkiler ne kadar gerçekse endişen de o kadar gerçek. | Open Subtitles | قلقك هذا قريب من هوسك بهذه النباتات البلاستيكية |
| Bu gece saplantınla yüzleşiyorsun. | Open Subtitles | الليلة سوف تواجه هوسك. |
| Saplantın üzerine oynadı. Muhtemelen pek zor olmamıştır. | Open Subtitles | لقد لعب على هوسك لم يكن هذا صعباً على ما اعتقد |
| Bu takıntından kurtulmana yardım etmek isterdim ama eğer buna devam- | Open Subtitles | أردت أن أساعدك أن تتغلب علي هوسك - . . |
| "Speed" filmiyle kafayı bozuşun çok sağlıksız bir hâl aldı. | Open Subtitles | هوسك بالفيلم " سُرعة " أصبح أمراً غير صحياً للغاية |
| Senin ve küçük ruj fetişin hakkında her şeyi duydum. | Open Subtitles | سمعت كل شئ عنك وعن هوسك بأحمر الشفاه |
| Sağlığıma olan bu gereksiz takıntınız beni siz ikinizden daha çok kuşkulanmaya itiyor. | Open Subtitles | هوسك الغير صحّي بحالتي يجعلني أكثر فقط مرتاب منك إثنان. |