| Gerçek şu ki, sigorta şirketine 2,700 dolara mâl oldun. | Open Subtitles | الحقيقة هي أنكِ كلفتي شركة التأميل 2700 دولار |
| Gerçek şu ki... sana sonsuzluğu veremem. | Open Subtitles | الحقيقة البسيطة هي أنكِ لن تظلي معي للأبد |
| Ama basit olan gerçek şu ki, Beni de asla içeri almayacasın. | Open Subtitles | . . لكن الحقيقة البسيطة هي أنكِ لا تدعينني أدخل |
| Gerçek şu ki, sen boktan evler yapan boktan bi iş kadınısın. | Open Subtitles | الحقيقة هي أنكِ سيدة أعمال فاشلة قامت ببناء منزل متهاوي |
| Gerçek şu ki, sen kötü değildin. Sadece benim kadar iyi değildin. | Open Subtitles | الحقيقة هي أنكِ لم تكوني سيئة في الفصل ولكنكِ لم تكوني بارعة مثلي |
| Sorun şu ki, sen bunların önemli olduğunu düşünüyorsun. | Open Subtitles | المشكلة هي أنكِ تعتقدين أن كل هذه الأمور هامة |
| Ama gerçek şu ki evliliğinde mutsuzsun. | Open Subtitles | لكن الحقيقه هي أنكِ زوجة حزينة |
| - Yani gerçek şu ki, siz ve Monsieur Barraclough, öldüğüne sevindiniz. | Open Subtitles | اذن فالحقيقة هي أنكِ أنتِ و السيد "باركلوف" كنتما سعيدين بوفاتها |
| Gerçek şu ki, şu kolu çekme kararının bana ait olmadığını anlamamı sağladın. | Open Subtitles | الحقيقة هي أنكِ ربما لن تفهمي أنني كنت مخطئاً و لكن الخيار في سحب هذه العتلة -ليس خياري |
| Gerçek şu ki şimdi kalbimi gerçekten kırdın. | Open Subtitles | ... أتعلمين، إن الحقيقة هي أنكِ فقط جرحتني بشدهـ |
| Ama gerçek şu ki beni kurtardın. | Open Subtitles | ولكن الحقيقة هي .أنكِ أنقذتني نوعاً ما |
| Sorun şu ki, sen de buna inanmışsın. | Open Subtitles | و المشكلة هي أنكِ صدقتها |
| Dylan, gerçek şu ki şu üniformayı giyebilmek için hayatın boyunca çalıştın. | Open Subtitles | ديلن)، الحقيقة هي) أنكِ عملتِ طوال حياتكِ لتنالين هذا الزي الرسمي |
| Sorun şu ki Clary, artık tek başına değilsin. | Open Subtitles | المشكلة هي أنكِ لستِ بمفردك (كلاري) |