Yani, ada yaşamını korumak için savaşırlar yok etmek için değil. | Open Subtitles | اقصد ، إنهم يحاربون لحماية حياة الجزيرة ، وليسَ تدميرها |
O terfii hak ettiğim için aldım vefat etmiş büyük büyük babana fıstık ve şarap sunduğun için değil. | Open Subtitles | حصلتُ على تلكَ الترقية لأنني إستحققتها وليسَ لأنكِ عرضتِ الفول السوداني والنبيذَ لأجدادكِ الموتى |
Çünkü mesaj vermek için koyulmuş, sanat için değil. | Open Subtitles | لأنَّ ما عُـني بها مجرد رسالة وليسَ فنَّـــاً. |
Demek istediğim Kütüphanenin en iyi araştırma için uygun olduğunu düşünürdüm gezip tozmak,canavarlarla dövüşmek, prensesleri baştan çıkarmak için değil. | Open Subtitles | أعني، أنا أدرك أن الإستخدام الأفضل للمكتبة هي البحوث وليسَ التسكع هنا وهناك، محاربين وحوشاً، مغريين أميرات. |
Ve bazıları da dediklerinin aksini düşününce ettikleri yeminin dedikleri için değil düşündükleri şey için olduğu fikrindeler. | Open Subtitles | والبَعض الآخَر يمُكن إعتِبارهم إذَا قَالو شَيء مَا، ولكِن يُفكرِون بِشيء آخر ثم يَذهَب قسمَهُم عَلى مَا يَعتقِدون وليسَ كمَا يَقِولِون |
Bunu senin için değil, onun için yapıyorum. | Open Subtitles | أنا أقوم بهذا من أجلها, وليسَ من أجلك |
Sadece bizim için değil. | Open Subtitles | وليسَ فقط من أجلنا |