| Biz şu anda konuşurken Samar 108. bombayı etkisiz hale getiriyordur. | Open Subtitles | الان بها نتحدث التى اللحظه اثناء 108 رقم قنبلته مفعول سامار يبطل |
| İnsanların özgürleşme hareketini tek seferde etkisiz hale getirebilecek. | Open Subtitles | و الذي قدْ يبطل أي محاولة مستقبلية لتحرير البشر مرةً و للأبد |
| Onu direk olarak içeriye alamayız çünkü kafes elektromanyetik alanı etkisiz hale getirir. | Open Subtitles | لا يمكننا إرساله إلى القفص مباشرة لأن القفص يبطل التأثير الكهرومغناطيسي. |
| İstisna kuralıma uymadığımı gösterir." | Open Subtitles | الاستثناء يبطل القاعدة." |
| İstisna kuralıma uymadığımı gösterir." | Open Subtitles | الاستثناء يبطل القاعدة." |
| Benim bu sebebi bilmemem onu azaltmıyor, geçersiz kılmıyor varlığını hükümsüz saymıyor. | Open Subtitles | وكوني لا اعرف هذا السبب لا يقلل او يبطل او ينكر وجوده |
| Bu kalemle her kim imza atarsa, donacak ve büyüsü etkisiz kalacaktır. | Open Subtitles | من يوقّع بها يتجمّدْ، و يبطل سحره. |
| Hemen etkisiz hale getiriyor. Bir tehdit olmaktan çıkıyor. | Open Subtitles | إنهُ يبطل ذلك حتى لا يكون خطراً بعد ذلك |
| Sean Archer, patlamasına sadece 1 saniye kalan bombayı etkisiz hale getirmeyi başardı. | Open Subtitles | شون أرتشر) إستطاع أن يبطل مفعول القنبلة) قبل إنفجارها بثانية واحدة |
| Güçsüzleştirici darbesi onu indirecek kadar güçlü değil ama biz bir açık bulana kadar onu etkisiz kılmalı. | Open Subtitles | نبض التصفية ليس قوياً كفاية ليفقده الوعي لكن ينبغي أن يبطل قواه مدة تكفينا... - لنحصل على فتحة |
| Katilinin etkisiz hale getirilmesi gerekiyor. | Open Subtitles | قاتله من الضروري أن... يبطل. |
| Hem Roma Hukuku hem de Kilise Hukuku'na göre, evliliğinizin geçersiz olduğunu onaylamalı. | Open Subtitles | عليه الإقرار بقانون مدني و كنيسي يبطل زواج فخامتك بالتأكيد |
| Kesinlikle. Dolandırıcılık suçlaması, ikinci satışı geçersiz kılar. | Open Subtitles | بدون شك، إن الإحتيال يبطل البيعة الثانية |