| Öğrenecek çok şeyi var ama doğru yolda ilerliyor. | Open Subtitles | لديه الكثير ليتعلمه لكنه يسير في الطريق الصحيح إلى أين ؟ |
| Vücudu konuşmuyor ama söyleyecek çok şeyi var. | Open Subtitles | الجسد لا يتحدث، بالطبع لديه الكثير ليقوله. |
| Öğrenecek çok şeyi var. İsterse her şeyi yapabilecek kadar zeki. | Open Subtitles | لديه الكثير لتعلمه وذكي ما يكفي لفعل ما يهتم له |
| İyi çünkü ikimizin konuşacak çok şeyi var. | Open Subtitles | ممتاز. لأن لدينا الكثير لنتحدث عنه أنا وأنت |
| Sana gösterecek çok şeyi var. | Open Subtitles | فلديها الكثير لتريه لك |
| Pekala, siz ikinizin konuşacak çok şeyi var. | Open Subtitles | حسناً لديكم الكثير لتتحدثان عنه |
| Şimdi de Kralın kalesinde uyuyacaksınız. Bu adamların saklayacak çok şeyi var. | Open Subtitles | والأن أنت تنام بداخل قلعة الملك هذه الرجال لديها الكثير كي تُخفيه. |
| Geri kalanlarımızın yapacak çok şeyi var. | Open Subtitles | نحن الباقون عنده الكثير لنعمله |
| Bu, yavru akrep farenin yaşayacak daha çok şeyi var. | Open Subtitles | هذا الفأر العقرب الصغير لديه الكثير ليعيشه |
| Profesör'ün bize söyleyecek çok şeyi var. | Open Subtitles | الأستاذ لديه الكثير ليقوله لنا |
| Ağlanacak çok şeyi var. | Open Subtitles | أعتقد أن لديه الكثير ليبكى عليه. |
| Howard Erickson'un kaybedecek çok şeyi var. | Open Subtitles | هاوارد اريكسون لديه الكثير ليخسره |
| Sizin ve Hans Schroeder adındaki bir adam hakkında söyleyecek çok şeyi var. | Open Subtitles | لديه الكثير ليقوله عنك وعن رجل يسمى "هانز شرودر". |
| - Kaybedecek daha çok şeyi var demek bu. | Open Subtitles | هذا يعني أن لديه الكثير ليخسره |
| Evet Figgis'in kaybedecek çok şeyi var. | Open Subtitles | نعم، فيجيز لديه الكثير ليخسره. |
| İkimizin de düşünecek çok şeyi var. | Open Subtitles | نحن الاثنان لدينا الكثير لنفكر فيه |
| İkimizin de... ikimizin de konuşacak çok şeyi var. Evet. - Evet. | Open Subtitles | حسنٌ ، انا وانت لدينا الكثير لنتحدث بهِ - نعم ، نعم - |
| Biz Kraliçelerin düşünecek çok şeyi var. | Open Subtitles | نحن الملكات لدينا الكثير لنفكّر به |
| Sana göstereceği çok şeyi var. | Open Subtitles | فلديها الكثير لتريه لك |
| Pekala, siz ikinizin konuşacak çok şeyi var. | Open Subtitles | حسناً لديكم الكثير لتتحدثان عنه |
| Üçünüzün konuşacak çok şeyi var anlaşılan. | Open Subtitles | واضح أنكم الثلاثة لديكم الكثير لتناقشوه |
| Belli ki, yaşam bize eğlence bölümünde bir şeyler öğretebilir, değil mi; yaşamın bize öğretecek çok şeyi var. | TED | ومن الواضح أن الحياة تستطيع أن تعلمنا شيئاً في مجال التسلية، حسناً. الحياة لديها الكثير لتعلمنا اياه. |
| -Bu keşmekeşte küçük bir tatile ihtiyacımız var ve Hindistan'ın Batı'ya öğretecek çok şeyi var. | Open Subtitles | أظننا نحتاج إلى استراحة من سباق الجرذان و الهند لديها الكثير كي يتعلم منه الغرب |
| Valentino'nun motosiklet sporunda daha yapacak çok şeyi var. | Open Subtitles | فالنتينو" مازلت عنده الكثير من الأمور لتحقيقها في عالم الموتوجيبي" |