| Onun için anlamı olan tek şey de Fiona'ydı. | Open Subtitles | وفيونا هي الشيء الوحيد الذي يعني شيئا له |
| Benim için gerçekten anlamı olan binalarımızdan birinin kumarda kaybetmesine izin verdin. | Open Subtitles | تركته يقامر بالمبنى الوحيد لنا الذي يعني في الحقيقة شيء لي |
| Benim için anlamı olan tek şey oydu. | Open Subtitles | هو كان الشيء الوحيد الذي يعني شيئا لي |
| Onlar için özel bir anlamı olan başka neresi olabilir? | Open Subtitles | فماذا عدا ذلك سيكون مكاناً ذا معنى بالنسبة لها؟ |
| Ama bunu anlamı olan bir şey için yap. | Open Subtitles | ولكن يجب أن يكون هذا الشئ ذا معنى |
| Ama bunu anlamı olan bir şey için yap. | Open Subtitles | ولكن يجب أن يكون هذا الشئ ذا معنى |
| anlamı olan birşeyler yapmak istiyorum. İnsanlara birşeyler vermek istiyorum. | Open Subtitles | أرد فعل شيء ذو معنى أريد أن أستعيد مكانتي |
| Axl, sen sadece 17 yaşındasın. Kimse Dünyayı sarsacak bir hikaye beklemiyor. Sadece senin için anlamı olan birşeyleri düşün ve bunun hakkında yaz. | Open Subtitles | اكسل) انت تبلغ ال17) لا احد يتوقع قصة قوية تبعثر الارض فكر بشيء ذا معنى لك واكتب عنه اتعرف مالحدث الذي سيغير حياتك؟ |
| Kendimizi kölelikten arındırıp bu baş belası savaşa son vermezsek, insani değeri ve anlamı olan hiçbir şey başaramam! | Open Subtitles | لا أستطيع إنجاز أي شيء ذو معنى إنساني أو شيء يستحق حتى نعالج أنفسنا من العبودية وإنهاء هذه الحرب الوبائية |
| Özel anlamı olan bir yer belki | Open Subtitles | ربّما في مكان ما ذو معنى مميّز |