| Daima bana ve yeminimize dua ettiğini söylüyordu. | Open Subtitles | تقول دائماً أنها كانت تصلي من أجلي وقوم بنوع من النذور |
| Dün gece onun dua ettiğini duydum. | Open Subtitles | الليلة الماضية استطعت ان اسمعها لقد كانت تصلي |
| Hayır, anne, kilisedeki grubunun benim için dua ettiğini hissetmedim. | Open Subtitles | لا يا أمي لم أشعر بجماعتك الدينية و هي تصلي من أجل سلامتي |
| Bu sabah annemle babam bana şans dilemek için aradı ve kilisenin benim için dua ettiğini söylediler. | Open Subtitles | الأمر فقط أن والداي اتصلا هذا الصباح ليتمنيا لي حظًا سعيدًا، وأخبروني أن كنيستهم تصلي لأجلي، |
| - Bunun için dua ettiğini söylemiştin. Bak, golem bir fedai. | Open Subtitles | لقد قلت بأنكَ صليتَ من أجل هذا الشيء. |
| Bu Hank bir şey demek olacak Onun için dua ettiğini . | Open Subtitles | سيعني الكثير لـ (هانك) أنك صليتَ لأجله |
| Eğer dua ettiğini hissedemiyorsan, o zaman etme, boş ver. | Open Subtitles | إذا لم تكن تريد أن تصلي، لا تصلي. |
| Onun ne için dua ettiğini biliyor musun? | Open Subtitles | أتعرف ماذا تصلي من أجله؟ |
| Daha da ilginci Bayan Sims'in ruhsal keşfim için dua ettiğini söylemesiydi. | Open Subtitles | (أخبرني بأن السيده (سيمس تصلي من أجل أُشفى روحياً |
| İnsanların yanlış adama dua ettiğini. | Open Subtitles | الناس كانت تصلي للرجل الخاطئ |
| dua ettiğini söyleme bana. | Open Subtitles | لا تقولوا لي أنت تصلي. |
| -Çok dua ettiğini hatırlıyorum. | Open Subtitles | -اتذكر انها كانت تصلي كثيرا |
| dua ettiğini gördüm. | Open Subtitles | رأيتك تصلي |