| Etrafını saran bilim adamları ve araştırmacılar dünyayı esrarengiz ve doğaüstü tehditlerden koruyan bir kurum olan | Open Subtitles | العلماء والباحثون الذين اجتمعوا حول الفتى أصبحوا مكتب للبحث والدفاع للخوارق وهي منظمة دولية تحمي العالم من التهديدات الغامضة والظواهر الخارقة |
| Etrafını saran bilim adamları ve araştırmacılar dünyayı esrarengiz ve doğaüstü tehditlerden koruyan bir kurum olan | Open Subtitles | العلماء والباحثون الذين اجتمعوا حول الفتى أصبحوا مكتب للبحث والدفاع للخوارق وهي منظمة دولية تحمي العالم من التهديدات الغامضة والظواهر الخارقة |
| Belki de, gölün Etrafını saran bu dağlarda, bir zamanlar yaşadıkları güzel anıları kaybetmek istememelerinden kaynaklanıyor. | Open Subtitles | أو ربما عدم الرغبة في خسارة ذكرى تلك التلال الجميلة التي تحيط بالبحيرة |
| Miracle' da, onun Etrafını saran ve olağanüstü özelliklerini bozmak isteyenlerden koruyan Ulusal Park' ın ismi. | Open Subtitles | و "ميركل" كالحديقة العامة التي تحيط بـ "جاردن" لتحميها من هؤلاء الذين يريدون تخريب مميزاتها الإستثنائية. |
| Bu, göz sinirinin Etrafını saran hayali, büyütülmüş tıbbi bir alet. | TED | وهي جهاز طبي وهمي فائق التكبير، يلتف حول العصب البصري. |
| Bir kablonun boyu gibi uzun ve düzgün, ama aynı zamanda Etrafını saran dairesel yönü gibi küçük ve eğimli olabilir. | Open Subtitles | مثل طول السلك, لكن يمكنهم أيضاً أن يكونوا فى غاية الصغر وملتفين مثل الإتجاه الدائرى الذى يلتف حوله. |
| - Uh, böbreğin Etrafını saran fasya. | Open Subtitles | اللفافة التي تحيط بالكلية |
| Dünya'nın Etrafını saran dev bir ejderhanın varlığından haberdar olurdum. | Open Subtitles | أظننى كنت سألاحظ تنيناً ضخماً يلتف حول الأرض. |
| Beni görünce hemen korkuluğun diğer tarafına geçti ve kulenin Etrafını saran küçük borunun üzerine çıktı. | TED | عندما رآني ، اجتاز مباشرة حاجز المشاة ، ووقف على ذلك الأنبوب الصغير والذي يلتف على البرج . |
| bütün vücudumun Etrafını saran bir ameliyat izim var. | TED | و هو يلتف حول جسدي بأكلمه. |