| Eğer Veridian takımına katılırsanız, eşi benzeri görülmemiş bilimsel kaynaklara erişebileceksiniz. | Open Subtitles | لو إنضممت لفريق عمل فيريديان ستتمكني من الوصول لمصادر علمية منقطعة النظير |
| Ne olduğunu bilmediğim, görülmemiş bir şeyin saldırısı altındayız. | Open Subtitles | نحن تتعرض لهجوم من قوى مجهولة وغير مرئية. |
| Bayanlar, baylar, dünyanın hiç bir yerinde görülmemiş manzara. | Open Subtitles | سيداتي وسادتي، مشهد لم يُرى من قبل في أي مكان في العالم. |
| Bu dava eşi benzeri görülmemiş ve zor bir dava. | Open Subtitles | هذه القضية لها نطاق من الصعوبة لم يسبق له مثيل |
| Böylece birlikte getirdikleri hayvanlar.daha önce hiç görülmemiş bir hızda yeni adalara ulaştılar, | Open Subtitles | و بذلك, نزحت الحيوانات إلي جزر جديدة بمعدل لم يرى من قبل |
| Bütün ülke başarı ve galibiyeti daha önce hiç görülmemiş şekilde kutlamak için hazırlıklarını tamamlamış durumda.. | Open Subtitles | يلعب البرازيل من اجل الفوز و المدينة كلها اغلقت محالها تهيئا للاحتفالات على نطاق واسع لم نشهد له مثيل |
| Bu, Permiyen dünyasının sonunun başlangıcıydı eşi benzeri görülmemiş bir kıyım vakasının. | Open Subtitles | هذه كانت بداية النهاية لعالم العصر البرمي حدث لِمذبحة مُنقطعة النظير. |
| Eşi benzeri görülmemiş bir miktar bu. | Open Subtitles | منقطع النظير |
| Bu tür bir atomik reenkarnasyon bizi görülmemiş evrenleri keşfe gönderenler de dahil, uzak atalarımızla bizi birbirimize bağlayan bir başka köprü oluşturuyor. | Open Subtitles | وهو رابط أخر مع أسلافنا البعيدة ومن ضمنهم هؤلاء الذين أطلقونا أول مرة في رحلة الإستكشاف للأكوان الغير مرئية |
| görülmemiş şeylerin maddi varlığı. | TED | المواد للأشياء الغير مرئية. |
| Bölgede, bu ülkede 20 milyon yıldır görülmemiş mineraller içeren çim parçaları bulduk. | Open Subtitles | لقد وجدنا بقعا من العشب في هذه المنطقة, تحتوي على آثار معدنية لم يُرى مثلها في هذا البلد منذ 20 مليون سنة |
| Justin çok fazla baskı hissediyor, bir çok görülmemiş baskı... bunları kendini aşmak için kullanıyor. | Open Subtitles | جاستن يشعر بكثير من الضغط. ضغط لم يُرى من قبل للقيام بأعماله بنفسه. |
| Ama üzülerek, bugün diller benzeri görülmemiş bir oranda ölüyor. | TED | لكن اللغات اليوم بكل أسف تموت بمعدل لم يسبق له مثيل |
| İşte bu bıçaklarla, dünyada görülmemiş en güzel tereyağı heykelini oyacaksın. | Open Subtitles | بهذه السكاكين يمكنكِ النحت أفضل نحت لم يرى أحد مثله من قبل |
| Bushwick'in hemen dışında canlı olarak yeni ve görülmemiş bir şeye tanıklık ediyoruz. | Open Subtitles | حياً ألآن , وخارج الشارع نحن نشهد شيء جديد لم يرى من قبل كان هذا مذهل أنا فخور بك إنه رائع |
| Nollywood ayrıca Afrika'da daha önce hiç görülmemiş bir tür moderniteyi örneklemektedir. | TED | تجسد نوليوود أيضا نوعًا من الحداثة لم يسبق لها مثيل في أفريقيا |
| Ve bugüne kadar hiç görülmemiş. | Open Subtitles | ولم يُرَ مرّة أخري، إلي الآن |
| Chaney görülmemiş ama posta arabası soygununa karıştığı biliniyor. | Open Subtitles | شاني لم يراه احد ولكنه على رأس عمليات السطو على البريد |
| Cömert bir maaş alıyorsunuz ve derslerinizde eşi benzeri görülmemiş bir özgürlüğünüz var. | Open Subtitles | أنكِ إستلمتي كميةً سخية من التعويضات وحريةً غير مسبوقة في إدارة صفوفك الدراسية |
| Ulusumuz eşi görülmemiş bir huzur ve refah dönemi yaşıyor. | Open Subtitles | أمتنا تتمتع بفترة لا مثيل لها من السلام و الإزدهار |
| Ziyaretçilere için daha önce benzeri görülmemiş büyüklükte bir sempati ve Beşinci Kol'a karşı uluslararası bir protesto gördük. | Open Subtitles | شهدنا كمّاً هائلاً لم يسبق له مثيل من التعاطف تجاه الزائرين و شجباً دولياً ضد الرتل الخامس و جريمته الوحشية التي نفذها |