| Şu anda iki maymun arkadaşın ve koruyucun kefaletle özgürler. | Open Subtitles | حتى اللحظة ، صديقاك القردين و كافليك سيفرج عنهما بكفالة |
| Cezanızı belirleyene kadar sizi 100 rupi kefaletle serbest bırakıyorum. | Open Subtitles | سأفرج عنك بكفالة بمبلغ 100 روبية حتى أتوصل الى الحكم |
| Böyle bir kanıt varken, kefaletle serbest bırakılmanızı sağlamamız çok zor. | Open Subtitles | بوجود أدلة من هذا القبيل، أشك في أنه يمكننا إخراجك بكفالة |
| Onun adresini Dekker'ın telefonuna mesaj at. Neden kefaletle çıkmış? | Open Subtitles | أرسلها إلى هاتف ديكير لماذا هو على ذمة كفالة ؟ |
| kefaletle serbestken kaçarsan, seni içeri tıkarlar. | Open Subtitles | أنتِ تخترقين الكفالة ، هذا سوف يلقي بالمفتاح بعيداً. |
| Birlikte her şeyi deniyorlar. Manning bu hafta kefaletle çıkıyor. | Open Subtitles | إنهم يقومون بكل الأساليب معاً مانينج سيخرج بكفالة هذا الأسبوع |
| Bayan Keating'in kefaletle serbest bırakılma talebini reddediyor ve onu Philadelphia | Open Subtitles | أنفي طلب السيدة كيتنغ للافراج عنه بكفالة والأمر أنها يمكن حبسه |
| O iki sahtekâr kefaletle çıktı! | Open Subtitles | هؤلاء الإثنين المحتالون خرجا من السجن بكفالة |
| Emniyet onun bu işte temiz olduğunu düşünüyor. kefaletle serbest bırakıldı. | Open Subtitles | ان القسم يعتقد انه نظيف من هذه الجريمة لقد اُطلق سراحه بكفالة |
| Polis merkezine gitmeni ve Bayan Goodbody'i kefaletle çıkarmanı istiyorum. | Open Subtitles | أريدك أن تهرع الى سيتى هول و تخرج مسز جودبودى بكفالة |
| Seni kefaletle çıkarabilir, veya şartlı tahliye. | Open Subtitles | ستكون إما استئناف بكفالة أو تقليص العقوبة |
| ..barda bir kadına tecavüzden suçlananlar 1 0.000 dolar kefaletle... | Open Subtitles | المتهمين في قضية اغتصاب فتاة في البار اطلق سراحهم بكفالة مقدارها 10000 دولار. |
| Şu hırsız kefaletle serbest kaldı ve sizin icabınıza bakmaya geleceğini söyledi. | Open Subtitles | حصلت على لص خارج بكفالة ويقول انه قادم لتحصل. |
| Seni öldürdüğümü kimseye söyleme. Çünkü kefaletle salıverildim. | Open Subtitles | لا تخبر أحداًُ بأنني قتلتك فقد خرجت بكفالة |
| - Nasıl gidiyor? Ortalığın sakinleşmesi aylar sürdü. Ama nihayet adamlarım kefaletle serbest kaldı. | Open Subtitles | بعد عدة شهور هدأت الأمور ,لكن أخيراً خرج رجالي بكفالة |
| Bayan Denbow'u kefaletle çıkarmaya geldim. | Open Subtitles | ويات أود أن أدفع كفالة الآنسة دنبو أنها امرأة محترمة |
| Biz iyiyiz. Mustafa'yı kefaletle çıkaralım. | Open Subtitles | نحن مواطنان صالحان,لما لا ندفع كفالة مصطفى؟ |
| kefaletle serbestken kaçarsan, seni içeri tıkarlar. | Open Subtitles | أنتِ تخترقين الكفالة ، هذا سوف يلقي بالمفتاح بعيداً |
| Karardan önce kefaletle çıktın ve sonra gözden kayboldun. | Open Subtitles | قمت بالمراوغة قبل دفع الكفالة والحكم ومن ثم أختفيت |
| Onun hakkında endişelenme, oğlum. Çoktan kefaletle çıktı bile. | Open Subtitles | لا تقلق حول ذلك, يا بني, لقد خرج قبل قليل بالكفالة |
| Milyarder Lex Luthor 5 milyon dolar kefaletle bırakıldı. | Open Subtitles | أطلق سراح المليونير ليكس لوثر اليوم بكفاله قدرها خمس ملايين دولار |
| Seni kefaletle çıkardılar, çünkü Felix'in konuşmayacağına dair garanti istiyorlar. | Open Subtitles | فهمت، دفعوا كفالتك لانهم يريدون ضمانا ان فيليكس لن يتكلم |
| Sayın yargıç Bay Sweeney'in kefaletle serbest bırakılmasını talep ediyoruz. | Open Subtitles | حضرة القاضي نطلب اطلاق سراح السيد سويني على كفالته الخاصه |
| Onu kendim kefaletle çıkarmıştım fakat yine de endişeliyim. | Open Subtitles | كنت سأدفع كفالتها بنفسى لكنى كنتُ مشغولاً |
| Hemen avukatımı ara, gelip beni kefaletle çıkarın. | Open Subtitles | إحضرى المحامى حالاً وتعالى لتدفعى كفالتى |
| kefaletle bir saat önce çıktım. | Open Subtitles | خلال الأيام الثلاثة الماضية لقد دفعتُ كفالتي منذ ساعةٍ مضت |
| - Parası varsa kefaletle çıkar. - Bu doğru. | Open Subtitles | واذا كان معه نقود يستطيع ان يدفع كفاله ليخرج من هنا هذا صحيح |
| Söyle şimdi, kefaletle serbest kalmak istiyor musun? | Open Subtitles | المعلومات المخزنة في الكمبيوتر هي ما نحتاجها أخبريني الآن إن كنتِ تحتاجينَ لكفالة |
| kefaletle tahliyen reddedilmiştir. | Open Subtitles | ليس مسموحاً بتكفيلك ولا بمغادرتك البلاد |