| Ve o yayınlandığında beraber olduğum o insanlardan telefon alıyorum ve bana kendilerini tebrik eden yüzlerce arama aldıklarını söylüyorlar. | TED | وعندما تم بثة تلقيت مكالمات من جميع الرجال الذين كنت معهم جميعهم يقولون لي أنهم تلقوا مئات من المكالمات تهنئتهم. |
| 30 yıldır böyle bir sıcak hava dalgası yaşanmadığını söylüyorlar. | Open Subtitles | يقولون بأننا لم نتعرض لموجة حرارية مماثلة خلال 30 سنة |
| 30 yıldır böyle bir sıcak hava dalgası yaşanmadığını söylüyorlar. | Open Subtitles | يقولون بأننا لم نتعرض لموجة حرارية مماثلة خلال 30 سنة |
| Tüm haberlerde bu var. Bir uçağın tam üstümüze geldiğini söylüyorlar. | Open Subtitles | كل هذا في الاخبار الآن قالوا بأن هنالك طائرة متوجهة نحونا |
| Bunun nedeninin, doğal algılayıcılarımı değişik şekillerde kullanmam olduğunu söylüyorlar. | Open Subtitles | يقولون أن السبب هوأنى أستخدم العديد من الحواس بشكل مختلف |
| Onlar ızgara peynirli sandviç bitince bile aşklarının devam ettiğini söylüyorlar. | Open Subtitles | نعم يقولون أن الحب يدوم بعد أن تختفي شطيرة الجبنة المشوية |
| Bayağı büyük işlere bulaştığını söylüyorlar, baba. Fotoğraflar var ellerinde. | Open Subtitles | يقولون أنك متورط في شيء خطير يا أبي, لديهم صوراً |
| Bazen insanlar giydiğim kıyafetlere güzel şeyler söylüyorlar ve sanırım bu hoşuma gidiyor. | Open Subtitles | بعض الأوقات هناك اشخاص يقولون اشياء جميلة عن طريقة لباسي وانا احب ذلك |
| Ona çok yakın olduğunuzu söylüyorlar, yani bunun sizin için... | Open Subtitles | لكنه سيصبح إمبراطوراً جيداً. حسناً، يقولون إنك قريب منه جداً، |
| bu sorunun bizi zayıf bırakacağını... bizim aç kalacağımızı söylüyorlar! | Open Subtitles | يقولون أن هذا النزاع تسبب بضعفنا و أننا أضبحنا خاويين |
| Beyazların büyük muharebesinde düşmana karşı son derece korkusuz savaştığını söylüyorlar. | Open Subtitles | يقولون انه كان بدون خوف في حرب البيض الكبرى ضد انفسهم |
| Yalan söylemiyorlar, gerçeği söylüyorlar. Ama o sen değildin, bendim. | Open Subtitles | لا يكذبون، بل يقولون الحقيقة ولكنّك لست الفاعلة بل أنا |
| Öğretmenler bir saat boyunca ders yaptıklarını söylüyorlar, ama hiçbir zaman yapmadık. | Open Subtitles | المعلمون يقولون أننا ندرس الحصة خلال ساعة لكننا لا نفعل هذا أبداً |
| Ölümden sonra olacaklar hakkında senin farklı şeyler bildiğini söylüyorlar. | Open Subtitles | يقولون بأنك تعرف شيئاً مختلف عن ما تواجه بعد مماتك |
| Ne kişiliğinin ne de güzelliğinin övgüye layık olmadığını söylüyorlar. | Open Subtitles | يقولون بأنها غير مؤهلة سواء من ناحية الشخصيه أو الجمال |
| Altını çizmek gerekirse, bizim kışkırttığımızı söylüyorlar ama sağlam bir kanıtları yok. | Open Subtitles | خلاصة القول ، يقولون أننا أثرنا إستفزازهم ولكن ليس لدينا شيء مؤكد. |
| Yılda bir ya da iki kez birinin geldiğini söylüyorlar. | Open Subtitles | قالوا بأن شخصاً ما يأتي لزيارتهم مرة أو مرتين بالسنة |
| Tıpkı bir kurdun insanları öldürmesi gibi vahşice olduğunu söylüyorlar. | Open Subtitles | قالوا أنه كان وحشيًا جدًا مثل الذئب الذي يقتلُ الناس |
| Kızılderili bölgesinde olduğunu söylüyorlar ve peşinden gidecek birini arıyorum. | Open Subtitles | يقال إنه عند المناطق الهندية وأريد أن يلاحقه شخص ما. |
| Pek çok insanla görüştüm, sizin yanıldığınızı söylüyorlar ve tahminleri şirketlerden yana. | TED | وقد حاورت الكثير من الشخصيات، ويقولون بأنك مخطيء، وأنهم يراهنون على الشركات. |
| Willard Whyte'ın üç yıldır oradan çıkmadığını söylüyorlar. | Open Subtitles | يَقُولونَ بان ويلارد وايتي لم يضع قدم خارج هناك منذ ثلاث سَنَواتِ. |
| Şimdi de bana sadece beklememi ve en iyisini umut etmemi söylüyorlar. | Open Subtitles | والشيء الوحيد الذي يقولونه لي الآن هو أن علي الانتظار وتمني الأفضل. |
| Senin yerine birinin geleceğini söylüyorlar. | Open Subtitles | لقد أخبروني أن هناك من سيغطّي مكانكِ أو سيأخذه. |
| - Evet. Hem yeni araç satışlarının büyüyen bir ekonominin göstergesi olduğunu söylüyorlar bize. | Open Subtitles | يُقال لنا باستمرار أنه تحقيق إقتصاد مزدهر |
| Pekala, Bayan Davies'le, karından daha fazla zaman geçirdiğini söylüyorlar. | Open Subtitles | حسنا يقولوا بأنك تقضي وقتا مع السيده دافيس أكثر من الوقت الذى تقضيه مع زوجتك |
| Yani... bana şarkı mı söylüyorlar, ya da kek filan mı verecekler? | Open Subtitles | ماذا، هم، آه، يغنون لي أغنية، يعطوني كوب كيك او شيء ما؟ |
| Tam sigortam vardı. Ama şimdi bu parayı ödeyemeyeceklerini söylüyorlar. | Open Subtitles | لدى التأمين الكامل من العمل الآن هم يخبرونني إنهم لن يدفعوا |
| Bir tedarikçiyi parçalara ayırabileceğinizi söylüyorlar, sadece konuşarak 1 dolar'dan 15 cent'e düşürebiliyormuşsunuz. | Open Subtitles | قالو أن بإمكـانك إقناع المورديـن لإقل من 15 سنت على الدولار بمجرد الكلام |
| Başım çok daha büyük dertte. Sorunun jeneratör olduğunu söylüyorlar... | Open Subtitles | تعرضت لمزيد من المشاكل إنهم يخبروني بأنها مشكلة المود |
| Amin! Hassas erkek istediklerini söylüyorlar ama Alison'un ne kadar çabuk gittiğini... | Open Subtitles | يقلن أنهن يردن حساسية الشعور ولكن رأيت كيف قفزت سريعا |
| Öğrenciler bize gece yataklarına gittiklerinde yeşil tik işaretini hayal ettiklerini söylüyorlar. | TED | الطلاب يخبروننا انه حين يذهبون الى الفراش ليلاً يحلمون بذاك الرمز الأخضر. |