| Buradaki hem meyveli hem de olgun olan tek şey o değil. | Open Subtitles | هذا ليس الشيء الوحيد الذي" "يجمع بين طعم الفاكهة والنضوج |
| Bıraktığı tek şey o değil. | Open Subtitles | هذا ليس الشيء الوحيد الذي تركه خلفه |
| Önemli olan tek şey o değil. | Open Subtitles | هذا ليس كل ما يهم |
| Geride bıraktığı tek şey o değil galiba | Open Subtitles | .يبدو أنها ليست الشيء الوحيد الذي تركه وراءه |
| Ali'nin mezarından geri gelen tek şey o değil. | Open Subtitles | إنها ليست الشيء الوحيد الذي ظهر من قبر آلي |
| Bu ağızla yaptığım tek şey o değil. Olamaz. | Open Subtitles | ثق بى أيها الرجل ليس هذا هو الشئ الوحيد الذى أفعله بهذا الفم |
| Bu ağızla yaptığım tek şey o değil. | Open Subtitles | ليس هذا هو الشئ الوحيد الذى أفعله بهذا الفم |
| Biliyor musun ekstra şeylerle dolu olan tek şey o değil. | Open Subtitles | أتعلم.. ذلك ليس الشيء الوحيد المحمّل بالإضافات |
| Durmadan devam eden tek şey, o değil. | Open Subtitles | و ذلك ليس الشيء الوحيد الذى يستمر |
| Peşinde olduğumuz tek şey o değil. | Open Subtitles | هذا ليس الشيء الوحيد الذي نتعقبه |
| İthal ettiğin tek şey o değil sanırım. | Open Subtitles | ليست الشيء الوحيد الذي إستوردته |
| Sığmadığın tek şey o değil. | Open Subtitles | ذلك ليس الشيء الوحيد الذي زاد بك. |
| Vaz geçtiğin tek şey o değil! | Open Subtitles | ذلك ليس الشيء الوحيد الذي تخليت عنه |