| O zaman çok yumuşak davranma. Ama çok da sert olma. | Open Subtitles | انت يجب الا تتساهل معها ولكن عليك الا تكون قاسياً أيضاً |
| Dürüst olmak gerekirse, ona karşı biraz yumuşak olmalısın. | Open Subtitles | بصراحة, أعتقد أنه يجب أن تتساهل معها |
| Çok kolay oldu Miles, ne oldu bana yumuşak davranıyorsun? | Open Subtitles | يصبح الأمر سهلاً مايلز هل تتساهل معي؟ |
| Hristiyan bir kadın buna müsamaha edemez! | Open Subtitles | لا يمكن لأي امرأة مسيحية أن تتساهل مع هكذا تصرف تَحتَ سَقفِها |
| Mahkemenin herhangi bir müsamaha göstermesi düşünülemez. | Open Subtitles | لن تتساهل المحكمة في الحكم |
| Keşke arkadaşımla konuşabildiğim gibi eşimle de konuşabilsem. Ancak karım şu aralar bana zor tahammül ediyor gibi. | TED | أتمنى لو كنت أستطيع أن أتكلم مع زوجتي مثلما أتكلم مع صديقي، لكن أشعر أنها قليلا ما تتساهل معي الآن. |
| Önceden, karteller cihadistlere tahammül edemezlerdi. | Open Subtitles | مر علينا وقت في السابق الشركة لا تتساهل فيه مع الجهاديين في ساحتها الخلفية |
| Sarhoş diye mi ona yumuşak davranıyorsun? | Open Subtitles | لماذا تتساهل معه؟ لأنهُ كان ثملاً! |
| Daha yumuşak davranma Alex. | Open Subtitles | (لا تتساهل معي ، (أليكس |
| İstediğini düşün, beni istediğin şeyle yargıla. Ama bana "tahammül eder" gibi davranamazsın. | Open Subtitles | فكر فيما تريد ,أحكم علي أيضاً لكن لا تتساهل معي |
| Ve şimdi kalkmış, bana "tahammül" mü ediyorsun? | Open Subtitles | و الأن أنت فقط أنت فقط تتساهل معي |