| Bu bir çalışanın umutsuz olmasına neden olabilir ve bu umutsuzluk ise casusluk yapmaya teşvik edebilir. | Open Subtitles | و التي قد تعزز الإستياء تجاه الموظف, و يمكن لهذا الإستياء أن يترجم, إلى حافز للتجسس, |
| Ve bu yanlış anlaşılmaya teşvik edilmiş ahlaki durumun üstesinden gelebilmem için ne kadar pişmanlık duymam -hatta kederlenmem- gerekecekti. | Open Subtitles | وأتسأءل كيف أكبح جماح نفسي وأعتذر لأخلاقي لقد تعزز سوء الفهم كثيرا لدي إلى حد الحزن |
| Evet, zenci insanların aptal ve boş olduğu klişesini destekleyen kuklalar. | Open Subtitles | نعم، الدمى التي تعزز الصور النمطية أن السود هم البكم والخرافية. |
| Kişisel seçimlerimizi destekleyen çevreler ararız. | TED | نحن نبحث عن بيئات تعزز اختياراتنا الشخصسية |
| Pınarcım, Keynes'in dediği gibi; "Rekabet iş verimini arttırır." yani rekabet! | Open Subtitles | كما قال "كينز": المنافسة تعزز الإنجاز الوظيفي. |
| "Rekabet iş verimini arttırır" dedi bana da. | Open Subtitles | قال: المنافسة تعزز الإنجاز الوظيفي. |
| Duygusal güvenliği ve sınırlara saygıyı teşvik eden bir öğrenme ortamı yaratmaya çabalıyoruz. | Open Subtitles | نحن نسعى جاهدين لنخلق بيئة للتعلم التي تعزز السلامة العاطفية وتحترم الحدود |
| Kapsayıcılığı ve benimsemeyi kızlar ve kadınlar için, farklı renten olanlar, LGBT, engelliler ve dünyanın heryerinde daha birçoğu için teşvik edebilir. | TED | يمكن أن تعزز التضمين والقبول للفتيات والنساء، والملونين، ومجتمع المثليين، والأفراد ذوي الإعاقة، وغير ذلك الكثير في جميع أنحاء العالم. |
| Verilen bu cevaplar risk sermayedarlarının yanlı sorularını tetikler. Tüm bu soru ve cevaplar cinsiyet eşitsizliğini sadece sürdürmekle kalan bir yanlılık döngüsüne teşvik eder. | TED | ثم تعزز هذه الإجابات أسئلة الرأسماليين المتحيزة القادمة، وتلك الأسئلة والأجوبة تكون معاً سلسلة من التحيز الجنسي مما يديم هذا التفاوت بين الجنسين. |
| İyi niyeti teşvik etmişti. | Open Subtitles | إنها تعزز حسن النية |
| Antropolojik olarak konuşursak, bu kızlar, üzücü gerçekliği destekleyen; erkekler kadınlara güvenmemelidir kültürüyle büyütüldüler. | Open Subtitles | بالتحدث انثروبولوجياً, هؤلاء الفتيات تربين, في بيئة تعزز بديهياً أن المرأة لا يمكنها الاعتماد على الرجل. |
| Konuşmalarında destekleyen kanıtlar yok. | Open Subtitles | انه لا يعطي اية تفاصيل تعزز اعترافه |
| Bu değişim, Bitcoin'ni destekleyen yaratıcı cebir teknolojisi blockchain'nin ortaya çıkmasıyla hızlanacak. | TED | وسيؤدي هذا التحول إلى التسارع مع ظهور قاعدة البيانات الموزعة، فالتكنولوجيا الأسطورية المبتكرة التي تعزز العملة الرقمية "Bitcoin". |
| Virüsler, "prophasias" arasındaki o sözde- organizmalar Bakterilerin yaşamları içinde devam eden evrimi destekleyen o gen dokumacıları - modern biyoloji için neredeyse bilinmez bir sınırdır, tamamen kendi içinde bir dünya. | TED | الفيروسات، شبه الكائنات الربانية -- ناسجة الجينات التي تعزز تواصل التطور في حياة الباكتريا-- هي حدود غير معروفة إفتراضياً في مجال الأحياء الحديث، عالم في حد ذاتها. |
| Büyüyen akciğerlerin ilerlemesini arttırır. | Open Subtitles | واضواء النمو تعزز من العملية |