| Resim, resimdeki her şeyin anlamlı ve önemli olduğu görsel bir dildir. | TED | الرسم هو لغة مرئية حيث كل شيء في الرسم له مغزى وأهميّة |
| Doğru bir teşhis olsa gerek, Bay Keating. Hayatta her şeyin bedeli vardır. | Open Subtitles | يجوز ان تكون تلك هى العبارة الصحيحة كل شيء في الحياة له ثمنه |
| Kara deliklerin evrendeki her şeyi yuttuğuna dair bir efsane vardır, ama onun içine düşmeniz için çok fazla yaklaşmanız gerekir. | TED | هنالك خرافة تنص على أن الثقب السوداء تلتهم كل شيء في الكون، لكن في حقيقة الأمر يجب الإقتراب كثيرا للسقوط فيها. |
| Evrendeki diğer her şey böyleyse biz neden farklı olalım? | TED | لو كل شيء في العالم مثل هذا، لماذا نكون مختلفين؟ |
| Ama yine de dinlemiyor. Yoluna çıkan herşeyi yıkıp geçer o. | Open Subtitles | لكن ما زال هو الرعد الذي يمزق كل شيء في طريقه. |
| O adam, onun için dünyadaki her şeyden daha önemli. | Open Subtitles | أعني أن والده يعني إليه كل شيء في هذا العالم |
| hepsi aynı anda değil tabi. Ama bilirsiniz, bu şeylerin hepsini yapmalıydı. | TED | ليس كل شيء في نفس الوقت. ولكن يجب علينا ، كما تعلمون ، أن نقوم بعمل كل تلك الأشياء. |
| Aynı soyad, aynı adres fakat bizle ilgili başka herşey farklıydı. | Open Subtitles | نفس اسم العائلة نفس العنوان لكن كل شيء في صفاتنا مختلف |
| Bence burası her şeyin başladığı yer : 1903'te, Exeter Sokağı. | Open Subtitles | أعتقد بأنه هنا بدأ كل شيء في 1903, في شارع إكزيتير. |
| Emri verdiğimde, hava kuvvetleri üssünde her şeyin hazır olacağından emin ol. | Open Subtitles | تأكد من أن كل شيء في القاعدة الجوية جاهز حتى أعطي الأمر |
| Affedersin ama bu evdeki her şeyin bir hikayesi var. | Open Subtitles | المعذرة, لكن كل شيء في هذا المنزل له قصة وراءه |
| Fang Fang Jiangsu AIC'e anlaşmayı konuştuğumuz gibi fakslayacak her şeyin usulüne uygun olduğunu varsayarak fabrikaya hakim gönderiyorlar. | Open Subtitles | فانغ فانغ أرسلت الأدلة عبر فاكس ،إلى مكتب الغرفة تجارية الأمريكية في جيانغسو لنفترض أن كل شيء في محله، |
| Kazanan hepsini alır. Hiç bir şey kazanamayabiliriz. Veya her şeyi kazanabilirsiniz. | Open Subtitles | قد نخسر كل شيء في نهايه المطاف أو قد تربحان كل شيء |
| Bu yüzden ben ve Charlie her şeyi tamamen profesyonel çizgiler içinde tuttuk. | Open Subtitles | هذا هو السبب الذي لي وتشارلي دائما إبقاء كل شيء في نطاق العمل |
| Sen gelip her şeyi bir anda elimizden alana kadar! | Open Subtitles | حتى أتيت أنت وأخذت كل شيء في أقل من ثانية |
| Hayattaki diğer her şey gibi, kalbi, yaşamının özü, gücünü yitirdiği zaman, o da sıradan yıldız günlerinin sonuna ulaştı. | TED | تماما مثل كل شيء في الحياة، فلقد وصلت إلى نهاية أيامها النجمية العادية عندما قام قلبها، جوهر حياتها، باستنفاذ وقودها. |
| Evimdeki her şey benim sorularıma cevap verir, çocuklarımdan hoparlörlerime kadar her şey. | TED | كل شيء في منزلي يتحدث إليّ من أطفالي إلى سماعاتي إلى كل شيء. |
| Buradaki her şey kısmet tanıdık gelse de aslında değil. | TED | يبدو كل شيء في هذه النقطة مألوفاً لكن ليس حقيقياً. |
| Pes etmek isterdim ama babam derdi ki "Dinle kızım, hayatında sahip olduğun herşeyi kaybedebilirsin. | TED | أريد أن أتوقف لكن والدي كان يقول : اصغي يا ابنتي تستطيعين أن تخسرين كل شيء في حياتك |
| Bizim dünyamızda sadakat her şeyden önce gelir. O olmazsa ölürsün. | Open Subtitles | الولاء يعني كل شيء في عالمنا من دونه, نحن هالكون |
| Bak, yarın gece bu zamanlar hepsi bitmiş olacak. | Open Subtitles | سينتهي كل شيء في مثل هذا الوقت من ليلة غد |
| Fakat hayatta herşey risk ve sen kumar oynamaya bayılırsın. | Open Subtitles | لكن كل شيء في الحياة سباق و انت تحب المقامره |
| Hayatındaki her şeyde olduğu gibi aşırı yemede de başarısız mısın? | Open Subtitles | ما زلت تخفقين في الافراط في الطعام، كما تخفقين في كل شيء في حياتك؟ |
| telefonun içine bakabilseniz, içindeki herşeyin ya bir bilgisayar ya da hesaplama yapan bir cihaz olduğunu matematik olduğunu. Sayı temelli olduğunu anlarsınız. | TED | إن فتحتم ذلك الهاتف، كل شيء في ذلك الهاتف أو الحاسوب أو أي جهاز حوسبة آخر هو رياضيات. كلها أرقام في العمق. |