| Ne zaman, "Kim annesiyle markete gider?" dense, giden ben olurdum. | Open Subtitles | تعلم، حينما يكون السؤال من يذهب للسوق مع أمي؟ تكون أنا |
| Anne, markete gidiyorum da ihtiyacın olan bir şey var mıydı? | Open Subtitles | اذا أمي انا ذاهب للسوق ومن الرائع اذا كنت تحتاجين شيء |
| Hatta hizmetçilerimin bile pazara gidecek hizmetçileri var, yani ta... tanıştığınız kişi ben olamam. | Open Subtitles | لماذا.. لدى خدم يذهبون للسوق من أجل خدمتى لذا لا يمكن أن يكون الذى قابلتيه هو أنا |
| Ama cocugu pazara dogru zamanda aldik dogru hisseyi sectik, onu dogru yonlendirdik, sonra bum. | Open Subtitles | و لكننا أدخلناه للسوق في الوقت المناسب و اختار السهم الصحيح و أعطيناه الإرشاد الصحيح |
| Bir daha o alışveriş merkezine gitmek istemiyorum. Fotoğraf kabininde yılan balıkları var. | Open Subtitles | لا أود العودة للسوق التجاري مجدداً، كان هناك سمك أنقليس في كشك التصوير |
| Buraya, bütün bunların değişeceğini söylemeye geldim çünkü piyasaya yeni bir oyuncak sürüyoruz. | Open Subtitles | ولكنني هنا لأقول لكم أن كل شيئ سيتغيّر. لأننا أحضرنا لُعبةً جديدةً للسوق. |
| Morali çok bozuktu, çünkü düğüne gitmek zorundaydı bu yüzden takım elbise konusunda yardımcı olmak için, onunla alışverişe gittim. | Open Subtitles | ذهبت معه للسوق و ساعدته ليشتري بدلة |
| Kara borsa anahtar kelimelerini aradım teslimat yerlerine, suçlu danışman isimlerine baktım. | Open Subtitles | لقد تحققت من كلمات السر للسوق السوداء أماكن التسليم، أسماء المخبرين |
| Ağır ol, biraz. Sadece pazar araştırması yapıyor, rakibimi kontrol ediyordum. | Open Subtitles | لقد كنتُ أجري بحثاً للسوق فحسب حسناً, لكي أعرف حالة مُنافِستي. |
| markete gidiyordum, bira ister misin? | Open Subtitles | كنت في طريقي للسوق ,ما رأيك لو أحضر بضع عبوات جعه؟ |
| Beyler durun! Bu benim rüyama girmişti, markete gitmemeliyiz. | Open Subtitles | يا رفاق , مهلاً كان هذا في حلمي , لا يجب أن نذهب للسوق |
| Bana öbür tarafa gideceğine söz verirsen markete gitmeden önce bacaklarımı traş edip, ruj süreceğim. | Open Subtitles | أعدك بأنّي سأبدأ بحلق سيقاني ووضع أحمر الشفاه كلما خرجت للسوق إذا وعدتني بولوج الضوء |
| Bir kelebek markete gitmez, bir tırtıl da partiye gitmez. | Open Subtitles | الفراشة لا تذهب للسوق واليرقات لا يذهبن للحفلات |
| Uyumaya devam et. Büyük pazara kadar uzun bir yol var. | Open Subtitles | عد إلى النوم ، إنه طريق طويلة للسوق العظيم |
| Ancak yasadışı elmaslar hala pazara girmenin yolunu bulmaktadır. Bir elmasın çatışma dışı olması tüketicinin ısrarına bağlıdır. | Open Subtitles | لكن الماس الغير قانوني لايزال يجد طريقه للسوق وذلك راجع لاصرار المشترين أن ذلك الماس لم يأت عن طريق الحروب |
| Onun pis parasını alıp, pazara gidiyorum ve çocuklara yemek alıyorum. | Open Subtitles | ،آخذ أمواله القذرة واذهب للسوق واشتري طعاما للأطفال |
| Siyam ikizlerinin el arabası alıp, büyük olanın, küçük olanı... alışveriş merkezine götürebilmesiyle ilgili haberi yaptığında, onu baş haberci yapmışlardı. | Open Subtitles | لقد غطى قصة التوأمين السيامييين عندما اتو بعربة صغيرة لكي يتسنى للكبير ان يأخذ أخاه الصغير للسوق ووضعوه في محط الاهتمام |
| Ama ya piyasaya sunulursa petrol ürünlerimize nasıl bir etkisi olur? | Open Subtitles | ولكن لو نزل للسوق, كيف سؤثر ذلك على مصالحنا النفطية ؟ |
| Hey, Axl, alışverişe çıkıyorum. Noel listeni yaptın mı? | Open Subtitles | اكسل سنذهب للسوق هل أعددت طلبات العيد |
| Organ satışını yasallaştırmak kara borsa ihtiyacını ortadan kaldırır ve pek çok hayat kurtarır. | Open Subtitles | حسنا، تقنينا بيع الاعضاء شأنها أن تقضي على الحاجة للسوق السوداء وإنقاذ الكثير من الأرواح هذا لن يحدث |
| Buna benzeyen birkaç profili üst üste tıkladıktan sonra anladım ki, biraz pazar araştırması yapmam gerekiyordu. | TED | تداركت حينها، بعد أن اطلعت على كل تلك الصفحات أنه يجب علي أن أقوم بدراسة للسوق. |
| Bizce temelde mobilite için yeni bir model, barınma için yeni bir model, nasıl yaşadığımıza ve çalıştığımıza dair yeni bir model, gelişmiş teknoloji pazarına bir yol, hepsi bir araya gelebilir, | TED | نحن نعتقد بشكل قاطع بأنه يمكن دمج كل هذه المساحات مع بعضها، بنمط جديد لسهولة التنقل، نمط جديد للسكن. نمط جديد لكيفية حياتنا وعملنا، مسار للسوق من أجل تكنولوجيا متقدمة، |
| Bizi görürlerse ve silahsız olursak Batı Pazarı'na giden tüccarlar olduğumuzu söyleriz. | Open Subtitles | إذا رآنا أحد، فنحن لانملك سلاحاً سنقول أننا تُجّار متجهون للسوق الغربي |
| Bilindik sendikalar aracılığıyla borsaya teklif sunacaklarını hepimiz biliyoruz. | Open Subtitles | نحن نعرفهم إنهم سيقدموا العرض للسوق بطريقة رسمية |
| Bu çok önemli. Belki de, işte bunu hayal etmenizi sağlamak için, bunlar doğrudan piyasada dağıtımı yapılan filmler değil. | TED | ربما , كما تعلم , لأجل أن تتمكن أن تتخيل الأمر, تلك أفلام توزع مباشرة للسوق. |