| Aslına bakarsanız basitlik hakkında konuşmaktan yoruldum, o yüzden hayatı daha karmaşık hale getirebileceğimi düşündüm, ciddi bir oyun olarak. | TED | لقد تعبت في الحقيقة من التحدث عن البساطة. فخطر لي أن أجعل حياتي أكثر تعقيدا بطريقة جادة |
| Bazı adamlar yapmaktan ziyade konuşmaktan daha büyük zevk alır. | Open Subtitles | يستمد بعض الرجال متعتهم من التحدث أكثر من الفعل |
| Madame, sizinle konuşmalıyım. | Open Subtitles | مدام، لا بد لي من التحدث معك في وقت لاحق، لويز |
| Seninle konuşmalıyım. Acil! | Open Subtitles | أيا كان، لا بد لي من التحدث معك ، مهما كانت. |
| İşine, konuşmam bittiğinde devam edersin. | Open Subtitles | يمكنك العمل عليها حين أنتهي من التحدث إليك |
| Onunla böyle konuşmanın bir yararı yok. Sizi anlamıyor ki. | Open Subtitles | لا فائدة من التحدث إليها هكذا إنها لا تفهم ما تقول |
| Küçük bir kaza geçirdim ama sizinle konuşmamı durdurmak için bir arabadan daha fazlası lazım. | TED | أنا مصاب إصابة بسيطة، ولكن يتطلب الأمر أكثر من حادثة سيارة لمنعي من التحدث إليكم. |
| Oraya seninle konuşabilmek için gittiğini söyledi. Programını bile ayarlamış. | Open Subtitles | لقد قال بأنه ذاهب الى هناك لكي يتمكن من التحدث معك .حتّى أنه قام بتعديل جدول أعماله |
| Hatta konuşmak yerine şu anda onu yapsam daha iyi. | Open Subtitles | في الواقع، على الأرجح يمكنني فعل ذلك الآن، بدلا من التحدث عن ذلك. |
| Televizyonu tam karşıdan gören bir açıda değil ki herkesle konuşabilsin diye. | Open Subtitles | و يواجه التلفاز بزاوية غير مباشرة مما يمكنه من التحدث للجميع |
| Kendim hakkında konuşmaktan yoruldum. Hakkında daha fazla şey duymak istiyorum. | Open Subtitles | إنني متعبة من التحدث حولي أريد سماع المزيد عنك |
| Şöyle diyecektim: Astsubay Smith insan içinde konuşmaktan korkuyorduysa belki biriyle yalnızken konuşmuştur. | Open Subtitles | ما كنت سأقوله, إن كانت خائفة من التحدث أمام العامه, فربما كانت تتحدث بشكل خاص |
| Bak, kabalık etmek istemiyorum ama seninle konuşmaktan yoruldum. | Open Subtitles | لا أقصد أن أكون فظاً، ولكني سئمت من التحدث معكِ |
| Komutanınızla mutlaka konuşmalıyım, önemli. | Open Subtitles | ولا بد لي من التحدث إلى القائد الخاص ضابط ، فمن المهم. |
| Affedersin, çocuğumun müstakbel annesiyle konuşmalıyım. | Open Subtitles | إسمح لي. ولا بد لي من التحدث لطفلي ماما ليكون. |
| İmparatoriçe ile konuşmalıyım. Daha sonra oynayalım, tamam mı? | Open Subtitles | لا بد لي من التحدث إلى الإمبراطورة سنلعب في وقت لاحق، حسناً؟ |
| Annem hiç gitmediğim bir şehirde tanımadığım biriyle konuşmam hakkında beni uyarmıştı. | Open Subtitles | أجل، لقد حذرتني أمي من التحدث مع الغرباء - في مدينة أجنبية |
| Birlikte iseler ikisiyle de konuşmam gerek. | Open Subtitles | إذا كانا معاً لا بد لي من التحدث إليهما معاً |
| Muhtemelen ama konuşmanın bir sakıncası yok, değil mi? | Open Subtitles | على الأرجح، ولكن لا ضرر من التحدث عنه، صحيح؟ |
| Onunla konuşmanın bir yolu yok, Şeker. | Open Subtitles | لا فائدة من التحدث إليه، (سويت) |
| Görgü tanığı ile konuşmamı engelleyecek bir durum yok özellikle o kişi annemse. | Open Subtitles | لايوجد شيء يمنعني من التحدث الى احد الشهود خصوصا عندما تكون امي |
| Seninle konuşabilmek için yedim. | Open Subtitles | أنا.. أنا آكلها لكي أتمكن من التحدث معكِ أنا معجب بكِ.. |
| Kızınla konuşmak yerine gidip bu adamın dişlerini mi dökeceksin? | Open Subtitles | هل تخطط لضرب هذا الرجل في أسنانه بدلاً من التحدث لابنتك؟ |
| Sonra benimle konuşabilsin diye bunu yaptım. | Open Subtitles | وبعد ذلك صنعت هذا ليتمكن من التحدث إلي. |