| Yine tohumlar senin zeki olmadığını gösteriyor. | Open Subtitles | مرةً أخرى، أنتم أيها الفلاحون تظهرون مقدار حاجتكم لرجاحة العقل والذكاء. |
| Ama sen benimle olmak istedin ben de bu kadar harika, bu kadar zeki bu kadar güzel biri benimle olmak istiyorsa, iyi bir adamımdır. | Open Subtitles | لاكن أنتِ أردتِ أن تكونِ معي فلذلك إعتقدت اذا شخص بمثل هاته الروعه والذكاء هاته الجميله تريد أن تكون معي |
| Canlılık ve parlak bir zeka gençlerde bile aranan özellikler. | Open Subtitles | الحيوية والذكاء هما ما يبحث عنهما الرجل حتى في الشابات |
| yapay zekâ geliştikçe deniz seviyesi yükseliyor yani bu görev alanında bir tür küresel ısınma gerçekleşiyor. | TED | مستوى البحر يرتفع والذكاء الاصطناعي يتطور، لهذا يوجد نوع من الاحتباس الحراري يحدث هنا على مخطط تضاريس المهام. |
| Bu tanrıçaya kendine akıl ve güçte eşdeğer biri lazım. | Open Subtitles | هي ما تحتاجه .. رجل الذي يساويها في القوة والذكاء |
| Çünkü insanlar sizi önemli, güçlü ve eşsiz iki anahtar özelliğin kombinasyonu olarak görür: Yetkili ve sıcakkanlı, arkadaş canlısı ve akıllı. | TED | لأن الناس يرونك كشخص مهم وقوي، وهي تركيبة فريدة من خاصيتين رئيسيتين: الحماس والجدارة، والود والذكاء. |
| Akıllılık ile korkaklık arasında çok ince bir çizgi vardır. | Open Subtitles | هناك خيط رفيع بين الجبن والذكاء |
| Bence yetenek ve zekâ dünyada eşit bir şekilde dağılmış. | TED | أنا أؤمن أن الموهبة والذكاء موزعان بالتساوي في جميع أنحاء العالم، |
| Çok güzel, zeki, seksi ve neden bahsettiğimi bilmiyorsun. | Open Subtitles | كالكثير من الجمال والذكاء والأثارة و .. ليس لديكِ فكرة عما أتحدث |
| Sizin gibi hoş ve zeki bir bayan yalnız dolaşmamalı . | Open Subtitles | امرأة بهذا الجمال والذكاء لا يجب أن تتجول وحيدة في شوارع "لندن" بدون رجل برفقتها |
| - Bu cesur, zeki, güzel kişi. | Open Subtitles | بهذه الشجاعة, والذكاء والوسامة |
| Ve bu andan itibaren, klasik müzik özünde olan şeye dönüştü, doğamızın iki güçlü yönü arasındaki bir diyaloğa: içgüdü ve zeka. | TED | ومن هذه اللحظة، أصبحت الموسيقى الكلاسيكية ما تشكله بالاساس حواراَ بين جانبين قويين من جوانب الطبيعة الغريزة والذكاء |
| Bilgi ve zeka güçtür. Bu güç ne kadar uzağa dağılırsa o derece merkezden uzaklaşır ve yayılır- ki buna dünyanın her yerinde tanıklık ediyoruz. | TED | المعرفة والذكاء قوة، و بما أنها أصبحت موزعة أكثر، هناك توزيع مصاحب و لامركزية و انقسام للقوة الموجودة في العالم اليوم. |
| Sadakat, sorumluluk ve zeka söz konusuysa şirket için en iyi kişiyi seçtiğime inanıyorum. | Open Subtitles | فيما يخص الولاء والالتزام والذكاء.. فهذا الشخص هو الأفضل إعداداً لتوجيه هذه الشركة.. كما أشعر. |
| İnsanlar ve yapay zekâ arasındaki arayüz için kabul gören bir benzetme bu. | TED | وهي المتعارف عليه المقبول للواسطة بين الإنسان والذكاء الاصطناعي. |
| Sentetik biyoloji ve yapay zekâ araçlarıyla bu yeni tip koronavirüse karşı savaşı kazanabiliriz. | TED | باستخدام أدوات علم الأحياء الاصطناعية والذكاء الاصطناعي، يمكننا التغلب على فيروس كورونا الجديد. |
| Aynı zamanda teknoloji, notaların her zaman oynadığı rolü ele geçirerek içgüdü ile akıl arasındaki dengenin yönünü olduğu gibi içgüdüsel tarafa değiştirdi. | TED | وفي نفس الوقت فان التكنولوجيا ومن خلال استيلائها على الدور الذي طالما قام به التدوين الموسيقي نقلت التوازن الموسيقى بين الفطرة والذكاء الى الجانب الفطري. |
| ...güzellik, akıl ve zekâ ve, ah, bir kadında mutlaka olması gereken her şey. | Open Subtitles | .... الجمال والأناقة والذكاء كل الصفات المهمة للمرأة |
| O seksi, akıllı, yaşı geçmiş olayını beceriyor. | Open Subtitles | لديها ما يميز المرأة الناضجة من الجمال والذكاء |
| Monroe bölgesinin iyi kalpli, akıllı, dürüst, yardımsever üyeleri. | Open Subtitles | النوع ، والذكاء ، بصراحه أعضاء الخيرية من بحيرة مونرو. |
| - Akıllılık ile korkaklık arasında çok ince bir çizgi vardır. | Open Subtitles | -بسرعه هناك خيط رفيع بين الجبن والذكاء |