| Şu anda suyun binlerce metre üstünde, şamandıralarının ...tuttuğu halde yüzüyor. | Open Subtitles | إنه يطفو الآن علي ارتفاع آلاف الأمتار في الماء يساعده في طفوه حويصلات مليئة بالغاز. |
| Deniz suyu üstünde yüzüyor. | Open Subtitles | إنه يطفو على ماء البحر، فإن حصل وأن ارتفعت حرارة البحر قليلاً، |
| Evrenin soğuk ve yalnız bir bölümünde Yüzen bu küçük küre. | TED | هذا الجرم السماوي الصغير، يطفو في البرد جزءاً وحيداً من الكون. |
| Kuyruklu yıldızda bulduğumuz bulgular: Bu şey suda yüzebilir. | TED | ألخص لكم هنا النتائج بشأن المذنب: هذا المذنب يطفو على الماء. |
| 4 gün önce, Otis'i beyninde bir kurşunla Thames'te yüzerken bulmuşlar. | Open Subtitles | وجدوا (أوتيس) يطفو بنهر "التايمز" منذ أربعة أيام برصاصة في رأسه. |
| Neden bir iş onunla yüzer ama onsuz batar... bu yeni megabayt, video ve uydu okyanusunda? | Open Subtitles | لماذا يطفو معه العمل و يغرق دونه، في محيط الميجابايت، |
| Bütün bu bölge sürekli hareket halinde olan eriyik kaya yatağı üzerinde yüzüyordu. | Open Subtitles | وكل هذا يطفو علي سرير من الصخور المنصهرة دائمة الحركة |
| İş birliği bulutu adını verdiğimiz şeyle, iletişim, etkileşim alanın merkezi olarak binanın ortasında kendi başına süzülüyor, standart modüler ofislerden oluşan bir kabukla sarmalanıyor. | TED | كان التواصل والتفاعل في مركز المكان الذي يطفو في حد ذاته، بما قد نسميه بسحابة المُشاركة، موجودة في منتصف المبنى، مُحاطة بطوق من المكاتب التقليدية. |
| Yağmur. Çok fazla yağmur yağdığı zaman terminali hep su basar. | Open Subtitles | هذا المدخل يطفو عندما تهطل الأمطار بغزاره |
| Ama fark ettim ki Yüzeye çıkmakla kalmıyor. | Open Subtitles | لكني أدركتُ الآن أنهُ لا يطفو إلى السَطح فقط |
| Tabutu havada asılı duruyor. | Open Subtitles | لكن تابوتَه الذي يَحتوي على جثّتِه يطفو في الهواءِ |
| Dünya'ya bagli olmayan, göklerde süzülen gizli bir dedektife sahibiz. | Open Subtitles | لدينا مخبر سري غير مقيد بالأرض, بل يطفو في السماوات... |
| Hatta işte, silahın sana doğru süzülmesini sağla meydum çocuk. | Open Subtitles | , في الحقيقة , دع المسدس يطفو إليك أيها الفتى الروحاني |
| 200 kişilik yemeği baştan yapmalıyım çünkü sikik serçe parmağın güvecin içinde bir yerde yüzüyor. | Open Subtitles | اضطريت لإعادة صنع 200 وجبة عشاء من لا شيء لأن طرف خنصرك كان يطفو في الحساء في مكان ما |
| Büyük Brad Allen'i devirdiler, artık o da bizim gibi nehirde yüzüyor. | Open Subtitles | ـ " براد آلين " العظيم تم تقطيعه وهاهو يطفو على سطح النهر مثل البقيه |
| lzgaralar ve fıçılar, Yüzen ne varsa hepsini denize atın. | Open Subtitles | مستر ألان القى بكل العوامات و البراميل أى شىء يطفو |
| lzgaralar ve fıçılar, Yüzen ne varsa hepsini denize atın. | Open Subtitles | مستر ألان القى بكل العوامات و البراميل أى شىء يطفو |
| Bana doğru tırmanamıyordu, ben de elini tutmaya çalışırken suda kaldı. | Open Subtitles | لم يستطع الصعود عندي لذا أمسكت يده بينما .كان يطفو أسفل مني |
| Cesedini sırt üstü nehirde yüzerken buldular. | Open Subtitles | ووجدوه يطفو ووجهه إلى أسفل في النهر. |
| Sudan daha hafif olan buz yüzer. | Open Subtitles | بما انه اخفف من الماء الجليد يطفو على السطح |
| Kızıl bir denizin içinde yüzüyordu. Kafasının yanında da sandviç vardı. | Open Subtitles | يطفو فوق بحر من اللون الأحمر، والشطيرة جوار رأسه |
| Dolayısıyla bu sadece süzülüyor, bütün yönleri dengede tutan sürekli bir manyetik alan üzerinde süzülüyor. | TED | لذلك هو يطفوا فقط، يطفو على مجال مغناطيسى دائم، والذى يجعله مستقر فى جميع الإتجاهات. |