| İnsanların bu yerlere gitmezlerse buralara âşık olmayacaklarını, buraların umurlarında olmayacağını çok iyi biliyordu. | TED | وعرف بأنه إذا لم يذهب الناس إلى هذه الأماكن، فإنهم لن يقعوا في حبها، ولن يكترثوا لها. |
| Bence yönetmelikler umurlarında bile olmamıştır. | Open Subtitles | لا اعتقد انهم كانوا يكترثوا لمخارج الطواريء |
| Ne yaptıklarının farkındaymışlar ama umurlarında bile olmamış. | Open Subtitles | لقد كان أولئك الجنود يدركون ما الذي يفعلونه لكنهم لم يكترثوا لذلك |
| O pilotsuz uçak umurlarında bile değil. | Open Subtitles | لم يكترثوا بتاتاً بشأن الطيارة الإستطلاعية |
| Meclis üyesi artık şüpheli değil. Rosie, umurlarında değil. | Open Subtitles | الرئيس لم يعد المشتبه به لذا لن يكترثوا لأمر (روزي). |