Gerekli acı ile ilgili diğer harika şey ise, bakıcı ve hastayı bir araya getirmesidir, yani insanları. | TED | الآن , أمر عظيم آخر عن المعاناة الضرورية أنه هو الشيء الحقيقي الذي يوحد مقدم الرعاية ومستقبل الرعاية البشر. |
Bu şerefli husus için, yalnızca bir tek kişi orduyu bir araya getirebilir Thomas. | Open Subtitles | رجل واحد فقط يمكنه أن يوحد هذا الجيش في هذه المسألة الخطيرة |
Szorlok'un Karatohum'la bir araya gelmesini önlemeliydim. | Open Subtitles | قمنا بالتصدي لزورلوك الذي كان يوحد الداركسبور |
O iğrenç şeye karşı bu şehri bir araya getirmek için uğraşıyorum ve inanıyorum ki hepimiz farklılıklarımızı bir kenara bırakır ve yekvücut olursak bu zalimliği defedebiliriz. | Open Subtitles | نعم بالطبع. انظر، أنا أحاول أن يوحد المدينة ضد هذا رجس، وأعتقد أنه إذا كان علينا جميعا وضع خلافاتنا جانبا |
Ortak bir noktamız olmadığı için bizi bir araya getiren tek kişinin evinde buluşmak istedim. | Open Subtitles | أن نلتقي في منزل الشخص... الوحيد الذي يوحد بيننا |
- O açıkça insanları bir araya toplayacak türde biri değil. | Open Subtitles | -من الواضح أنها ليست ذلك النوع من الأشخاص الذي يوحد الناس معاً. |
Zihni, vücudu, ruhu bir araya getirir. | Open Subtitles | يوحد العقل والجسد والروح |
Hiçbir şey insanları bir tehdit ya da saldırı; özellikle yabancı bir düşmandan gelen saldırı kadar bir araya getirmez. Tabi ki bu saldırı bizim kutuplaşmış psikolojimizi etkilemediği sürece, bu durumda, daha öncede söylediğim gibi, bu tehdit bizi parçalara ayırabilir. | TED | لا شيء يوحد الناس اكثر من الخطر المهدد للجميع و بالذات الخطر القادم من عدو غريب بالطبع مالم، يعرف هذا الخطر او (العدو) سر ضعفنا و استقطابنا. في تلك الحالة كما قلت من قبل، يمكنه ان يقسمنا الى اجزاء |