| Ama kaynağı senden gelen bir haberi yazmam için iyi bir neden göremiyorum. | Open Subtitles | ولكنني لا أستطيع أن أفكر في سبب وجيه يجعلني أنشر أي شيء تعطيني إياه |
| Bu bizim için çok da iyi bir neden değil. | Open Subtitles | هذا ليس حقا سبب وجيه جدا بالنسبة لنا لنفعل ... |
| O halde Balhae'ye gitmem için bana iyi bir neden söyle. | Open Subtitles | اذا قولي لي سبب واحد لماذا يجب أن أذهب إلى بلهاي |
| O zaman, bana göre daha iyi bir neden bulmalısınız. | Open Subtitles | إذاً أعتقد أنّه من الأفضل أن تجد سبباً وجيهاً جدّاً. |
| Övgüye değer, Bay Reede, ama iyi bir neden bekliyorum. Var mı, yok mu? | Open Subtitles | جيد ولكنى منتظر سماع سبب جيد هل لديك واحد؟ |
| Ön duruşma boyunca, iddia makamının kanıta dayanan sınırları iyi bir neden için oldukça düşüktü: | Open Subtitles | خلال جلسة الاستماع المبدئية كانت الأدلة التي قدمها الإدعاء قليلة جدًا وذلك لسبب وجيه |
| Öyleyse birlikte olmamamız için iyi bir neden yok. | Open Subtitles | عندها لن يكون هنالك من سبب وجيه لوجودنا معاً |
| Gün sonuna kadar atmamak için iyi bir neden bulursan kalabilirler. | Open Subtitles | توصل إلى سبب وجيه في آخر اليوم . و سيبقى |
| Yasa uygulayıcılarının, iyi bir neden yokken insanları öldüresiye dövmelerine izin veremeyiz. | Open Subtitles | لايمكن فرض القانون بقتل نصف الشعب ..بدون أي سبب وجيه |
| Senin de hayal edebileceğin gibi yasaklanması için iyi bir neden vardı. | Open Subtitles | ويمكنك أن تتخيل انه هناك سبب وجيه من منعنا من الذهاب إلى هناك |
| Madencilerin tek başlarına bu yeraltı koşullarında çalışmaları için yeterince iyi bir neden. | Open Subtitles | ذلك سبب وجيه للعمال ليعملوا هنا في هذه الظروف المعزولة التحت الأرضية |
| Bu herifle münakaşa etmem için bana iyi bir neden göster. | Open Subtitles | إعطني سبب واحد لكي أجلس وأناقش تلك ألمهزلة |
| Bu daireden çıkmam için bana iyi bir neden ver. | Open Subtitles | أعطني سبب واحد جيد يجعلني أترك هذه الشقة |
| Seni şu anda atmamam için bana iyi bir neden söyle! | Open Subtitles | اعطني سبب واحد كي لا اتخلص منك الان |
| Bu fotoğraflardan birinin gerçek olması için bana iyi bir neden göster. | Open Subtitles | أخبرني سبباً وجيهاً واحداً يشير إلى أنّ إحدى هاتَين الصورتَين حقيقيّة |
| Bir bovling çalışanını kaçırmak için iyi bir neden. | Open Subtitles | ذلك سيكون سبباً وجيهاً لخطف موظف البولينغ في الزقاق |
| Bir asker olmak, sadece rakibin kılıç kırmak anlamına gelir ama kılıç çekmez iyi bir neden bulabilirsiniz. | Open Subtitles | أن تكون محارباً، ليس فقط أن تكون قادراً على ضرب خصمِك بالسيف بل أن تجدَ سبباً وجيهاً لترفعَ سيفكَ قبل كل شيء |
| Bu bahisler iyi bir neden için, Bacon -Kazanamayacak! | Open Subtitles | هذه الفائدة من أجل سبب جيد , يا باكون انها لن تفوز |
| Bakın, size iyi bir neden veremeyebilirim, sadece... burada olmam gerektiğini hissediyorum. | Open Subtitles | أنظر , لا أستطيع إعطائك سبب جيد لكنى أشعر أنه يجب أن اكون هنا |
| Koleksiyonumda en sevdiğim parçalardan biri bu biliyorsun, ama iyi bir neden için burada. | Open Subtitles | فى مجموعتى الخاصه وذلك لسبب وجيه (ولقد راسلت (بارت |
| Bak, eğer seni Molly'nin isteği dışında aynı odaya koyacaksam, elimde iyi bir neden olmalı. | Open Subtitles | أنظر ، لو سأجمعكَ بغرفة واحدة مع (مولي)، ضدّ رغبتها ، فيتعيّن أنّ أحصل على مسّوغات قويمة. |
| Onca acı ve kızgınlığın içinde iyi bir neden varsa öğrenmek için sabırsızlanıyorum. | Open Subtitles | حسناً، لو أن هناك سبب لكل هذا الألم والتأزم، أتحرق شوقاً لمعرفته |
| Bana kiliseye gelmek istememeniz için iyi bir neden söyleyin. | Open Subtitles | أعطياني سببا مقنعا واحدا لما لا تريدان الذهاب للكنيسة |
| Sanırım ben buralarda kalmak için kendime iyi bir neden bulmayı umuyorum. | Open Subtitles | ... أظنني آمل أن أجد سبباً مقنعاً للبقاء |
| Parasız kalmamak için Dicey Hot'tan kurtulmak bana iyi bir neden gibi geldi. | Open Subtitles | وتخلص من هدّافة الفريق ليتجنب خسارة جميع أمواله يبدو دافع جيد بالنسبة لي. |