| Tuzlu su ve bal bana ihtiyacım olan tüm besini sağlıyor. | Open Subtitles | أحصل على جميع العناصر الغذائية ولست بحاجة لـ الماء والملح والعسل. |
| Yüksek fruktozlu mısır şurubu, meyve suyu, ham şeker ve bal da öyle. | TED | كذلك حال شراب الذرة عالي الفركتوز وعصير الفواكه والسكر الخام والعسل. |
| Mangrovlardan odan ihtiyaçları karşılanıyor, ve bal ve hayvanların yemesi için yapraklar, böylece süt vesaire de üretebiliyorlar, aynı bizim biyosfer'de yaptığımız gibi. | TED | والمنغروف كانت توفر الخشب والعسل ، و بقايا للحيوانات ، حتى يتمكنوا من إنتاج الحليب وغيره ، كما كان لدينا في بيوسفار. |
| Derelerden süt ve bal çıkarabiliyorlarmış. | Open Subtitles | سمعتُ بأنهنَّ يجلبن العسل و الحليب من الأنهر |
| Hayır, midesinde çay ve bal izlerine rastladım ve bir de boğaz pastilinin kalıntılarına. | Open Subtitles | كلاّ، وجدت آثار لشاي وعسل بمعدته... |
| Sıcak çay ve bal gibi. | Open Subtitles | إنهُ مثل الشاي الحار مع العسل |
| Evet dış yüzde biraz alkol, gül yağı ve bal karışımı var. | Open Subtitles | أجل البقعة على الخارج مزيج من " الإيثانول " وزيت الأزهار والعسل |
| Süt ve bal fışkıran verimli toprakları olan bir yer de değil. | Open Subtitles | ليست أيضاً الأرض الموعودة، الأرض الذاخرة بالحليب والعسل. |
| Evet. Boğazım için Biraz limon ve bal sadece... - ...sonra turp gibi olacağım. | Open Subtitles | أجل، القليل فقط من الليمون والعسل للحلق، وسأكون على ما يُرام تماماً. |
| Evet. Boğazım için Biraz limon ve bal sadece... - ...sonra turp gibi olacağım. | Open Subtitles | أجل، القليل فقط من الليمون والعسل للحلق، وسأكون على ما يُرام تماماً. |
| Bayan Crook. Eve geri götürüp biraz ekmek ve bal vereyim. Ayaklarımın altında çocuk olmadan ev işi yapmak iyi olacak. | Open Subtitles | سآخذه للبيت ليتناول الخبز والعسل أقوم بأعمال البيت أفضل عندما لايكون هناك طفل تحت أقدامي |
| Örneğin Ürdün'de, erkeklerin kahvaltıda koyun yağı ve bal yediklerini gördüm. | Open Subtitles | ...على سبيل المثال في الأردن ، رأيت رجال يأكلون دهون لحم الضآن والعسل في الفطور |
| Onları süt ve bal, üçlü ve grup seks ülkesine ben götürdüm. | Open Subtitles | لقد قدتهم إلى أرض الحليب والعسل والجنس... |
| Süt ve bal diyarında yaşamak için. | Open Subtitles | ليعيشوا في أرض الحليب والعسل |
| Fıstık ezmesi ve bal. | Open Subtitles | الزبدة مخلوطة بالفستق والعسل |
| Dönüşte biraz süt ve bal getir ve... pasta. | Open Subtitles | فلتحضر معك اللبن والعسل و... الكعك.الكعك! |
| Eskiden pasta yumurta ve bal yerlerdi. | Open Subtitles | لقد إعتادوا... أكل الكيك والبيض والعسل |
| Limon ve bal gibi. Çilek ve şeker gibi. | Open Subtitles | مثل العسل و الليمون |
| Kızarmış ekmek, reçel ve bal var. | Open Subtitles | لديّ خبز, ومربى, وعسل |
| Limon ve bal. | Open Subtitles | الليمون مع العسل |