| Baskınla olacak iş değil. Topraklarını, yiyeceklerini, her şeylerini almamız gerek. | Open Subtitles | التسلل لم يعد ممكناَ علينا أخذ كل شيء الأرض والطعام .. |
| Kadınlar, sistem, her şeyle ilgili kızgınlıklarını ve sinirini toplayıp toptan çıkarmanı istiyorum. | Open Subtitles | أريدك أخذ كل غضلك حول زوجتك و النظام كل شئ كله على القرص |
| Belki de bu adamları dövüp, Tüm parayı kendime almalıyım. | Open Subtitles | هااي ، ربما أتفوق عليهم و أخذ كل المال لنفسي |
| Tüm faydaları ve çalışmaları alabilecekleri 15 yıllığına tanımlı bir imtiyaz süresi var olduğunu düşünün. | TED | تخيلوا أن هناك فترة امتيازات محددة ربما في 15 سنة يمكنهم خلالها أخذ كل تلك الفوائد وتشغيلها. |
| Dünyadaki Bütün romanları alsanda hiçbirisi hisleri bunlar kadar iyi ve hızlı iletemez: | Open Subtitles | يمكنكما أخذ كل الروايات التي بالعالم، ولا واحدة منها ستشعركم بالجمال والسرعة مثل: |
| Bütün bunları göz önünde bulundurduğumuzda ne yapmalıyız? | TED | ومع أخذ كل هذه الأمور بعين الاعتبار، ما هو القرار الواجب علينا اتخاذه؟ |
| her şeyi üstüne alınmayı bırak ve aş artık bunları. | Open Subtitles | توقف عن أخذ كل شيء بصورة خصوصية و تخطى الأمر |
| Ve asıl önemli olan kısım: her yorumu veya fikri, kendi değer ve inançlarımıza karşı kişisel bir hakaret olarak algılarız. | TED | والجزء المهم هو: أننا نميل إلى أخذ كل تعليق أو رأي على أنه إساءة شخصية لقيمنا ومعتقداتنا. |
| Fakirliğin ve yokluğun arasında hiç bir şeyleri olmayan insanlar kendilerinden her şeyi alan insanı affettiler. | TED | فى خضم الفقر و خسارة لا توصف، الناس الذين لم يكن لديهم شيئاً غفروا لرجل أخذ كل شئ منهم. |
| Altını arkadaşlarına yeğledi. her şeyi kendisi aldı ve ortadan kayboldu. | Open Subtitles | خدعهم وعاد لمكان الذهب , أخذ كل شئ لنفسه وأختفى |
| Onun ailesine yaptığı gibi, elindeki her şeyi almak istedim. | Open Subtitles | أردت أن آخذ كل شيئ منه كما أخذ كل شيئ مني ومن والديه |
| Bu arada Kuzey Amerika, Güney Amerika ve Avrupa'daki Tüm üretim fazlası kalorileri yalnızca Hindistan, Çin ve Afrika'ya ihraç ettiğimizi varsayıyor. | TED | وهذا بفرض أخذ كل السعرات الحرارية الفائضة المنتجة في الأمريكيتين وأوروبا وتصديرها فقط إلى الصين والهند وإفريقيا. |
| Düşünün İngiltere'de okullardaki Tüm öğrencileri alıyorsunuz ve yüzde biri yardımcı geliştiriciler oluyorlar. | TED | تخيل أنه بإمكانك أخذ كل الأطفال في التعليم في بريطانيا , و واحد في المائة منهم كانوا مساعدين لتطوير التعليم. |
| Dolaptaki Tüm eşyaları aceleyle almış. | Open Subtitles | لقد أخذ كل اغراضه من هذا الدولاب وهو فى عجلة |
| Onbaşı uçuş sahasına kadar görevlilerle size eşlik edecek ayrıca da istediğin Bütün nakil emirlerini alabilirsin. | Open Subtitles | سيرافقكم العريف بنفسه في طريقكم للميناء الجوي و يمكنك أخذ كل أوامر النقل التي تحتاجها |
| Düşünüyordum da Bütün bunları hepsini almak istiyorum. | Open Subtitles | أنا كنت أعتقد بأنني قد أخذ كل هذه المواد هنا |
| Ayrıca sattığınız Bütün balları da almak istiyorum. | Open Subtitles | وأعتقد أيضاً بأنني قد أحب أن أخذ كل ذلك العسل |
| Hem, o bile bu kadar parayı mezara götürmek istemez. | Open Subtitles | كما أن أبي لا يريد أخذ كل المال معه إلى قبره |
| Hem, o bile bu kadar parayı mezara götürmek istemez. | Open Subtitles | كما أن أبي لا يريد أخذ كل المال معه إلى قبره |