| İstemiyorsan gelmek zorunda değilsin. | Open Subtitles | أنت ليس من الضروري أن تَجيءُ لو مش عايزة |
| Sen babam değilsin. | Open Subtitles | هل هذا بأي حال من الأحوال للحديث إلى والدك؟ أنت ليس والدي. |
| Hayatım, hiçbir şey söylemek zorunda değilsin. | Open Subtitles | الحبيب، أنت ليس من الضروري أن تَقُولُ أيّ شئَ. |
| - Eskisi gibi değilsin. - Seni tanıdığımdan beri. | Open Subtitles | أنت ليس على طبيعتك المعتاده فقط منذ أن قابلتك |
| Ama beni vurursan, tüm bu adamların önünde şunu açıklığa kavuşturalım, siz Julie Maragon'u almak için burada değilsiniz. | Open Subtitles | لكن، إذا أنت تسقطني، دعنا نكون واضحون، أمام كل هؤلاء الرجال أنت ليس هنا لتحصل على جولي مورجان خارجا |
| - Özür dilemek zorunda değilsin. | Open Subtitles | أنت ليس من الضروري أن تَبقي إعتِذر،فاليري. |
| Tamam, bilmiyorum ama avcı olarak tutkularının esiri olma lüksüne sahip değilsin. | Open Subtitles | حسناً , أنا لا , لكن المبيّدة , أنت ليس عندك رفاهية في جود العبد إلي العاطفة |
| Soru sormak zorunda değilsin. | Open Subtitles | أوه، لا، ذلك بارد. أنت ليس من الضروري أن. عدّك تعرف، فقط يقوم بعملك. |
| Yalan söylemek zorunda değilsin memnun olmadıysan öyle söyle. | Open Subtitles | أنت ليس من الضروري أن تكذب، إذا أنت لست رأيا مسرورا لذا |
| Bana sürekli çiçek ve şiir göndermek zorunda değilsin Frasier. | Open Subtitles | أنت ليس من الضروري أن تَستمرُّ بإرْسالي الزهور والشعر. |
| Bunu yapmak zorunda değilsin, canım. | Open Subtitles | أوه، أنت ليس من الضروري أن يَعمَلُ ذلك، عزيز. |
| İstemiyorsan, gitmek zorunda değilsin. | Open Subtitles | أنت ليس من الضروري أن تَذْهبُ، تَعْرفُ، إذا أنت لا تُريدُ إلى. |
| Artık onun saçmalıklarına katlanmak zorunda değilsin. | Open Subtitles | أنت ليس من الضروري أن تَرْفعُ بتغوّطِها أكثر. |
| - Başka seçeneğim yok. - Sen seç, bunu yapmak zorunda değilsin. | Open Subtitles | أنا ما عندي أي إختيار الآن أنت ليس من الضروري أن تفعلي هذا |
| Evet anne, gitmek zorunda değilsin. | Open Subtitles | رجاء، أمي نعم، أمي أنت ليس من الضروري أن تذهب |
| Lütfen, anne. Evet, Anne, gitmek zorunda değilsin. | Open Subtitles | رجاء، أمي نعم، أمي أنت ليس من الضروري أن تذهب |
| Tatlım, devamlı böyle davranmak zorunda değilsin. Çok tatlısın, ama-- | Open Subtitles | العسل، أنت ليس من الضروري أن تَستمرُّ بعَمَل هذا. |
| Vince, biliyor musun, bizi sürekli takip etmek zorunda değilsin. | Open Subtitles | فينس، تَعْرفُ، أنت، أنت ليس من الضروري أن تُتابعْنا. |
| Olmadığın biri gibi davranmak zorunda değilsin. | Open Subtitles | أنت ليس من الضروري أن تدعي لكي يكون شيءاً أنت لست |
| Gözüne, kalbine ya da diz kapağına nişan almak zorunda değilsiniz | Open Subtitles | أنت ليس من الضروري أن تقتلع عينه او تصيبه في القلب او في ركبته أو تضع رأسه بمكان رجليه |
| Doğrusunu söylemek gerekirse, ilk başta da pek birşeyin yoktu. | Open Subtitles | حَسناً، لِكى أكون عادلَ، أنت ليس عِنْدَكَ الكثيرِ لتبداءً به. |