| İyi haber, test edilmeyi bekleyen bir sürü ilaç var. Bize, test edilmeyi bekleyen fakat yatırım sağlanamayan | TED | الخبر الجيد أنه يوجد العديد من العقاقير التي تنتظر التجريب. لقد تم اطلاعنا أنه يوجد ما يفوق 20 سنة |
| evlenmeyi bekleyen bir kızdan başka bir şey değilim. | Open Subtitles | أنا كل شيئ ماعدا البنت التي تنتظر الزواج |
| Beyaz bir cüce, bir anlamda patlatılmayı bekleyen bir bomba gibidir. | Open Subtitles | مثل القنبلة التي تنتظر إشعالها بروفيسور لورانس كراوس عالم فيزياء نظرية هناك كمية طاقة كبيرة مخزّنة في هذا النجم |
| Tekrarlanıp duran şeylere tahammül edemiyorum. Kafiyelendirilmeyi bekleyen bir şiir gibi. | Open Subtitles | لا يُمكنني تحمل التكرار إنه مثل القصيدة التي تنتظر قافية |
| Gerçekleşmeyi bekleyen bir katliam gibi. | Open Subtitles | التي تنتظر أن تحدث |
| Ryan'ın keşfedilmeyi bekleyen bir sürü düşüncesi var. | Open Subtitles | راين) لديه الكثير من الأسرار) العميقة التي تنتظر الإفصاح عنها |