| Bunun kanıtı ise sadece bazı partilerde işe yarayan süper bir parti hilesidir. | TED | الدليل على ذلك خدعة كبيرة ومن المعترف به أن يعمل فقط مع بعض الأعداد |
| Bunun kanıtı da hem sıradan insanların hem de aydınların senin çalışmalarını tutarsız bulması. | Open Subtitles | الدليل على ذلك أن الأشخاص العاديون و المثقفون يجدون عملك غير متماسك بالمرة |
| Güçlü varlıkların kanıtı Tanrı'nın kanıtı olmaz. | Open Subtitles | الدليل على وجود كائنات قوية ليس دليلاً إلهياً |
| Ve umuyorum ki, Jill, bir gün bu gezegendeki insanlar arasında da akıllı canlılar bulunduğuna dair kanıtlar buluruz. | TED | وأرجو، يا جيل ، في يوم ما أن نجد الدليل على أن هناك حياة ذكية بين البشر على هذا الكوكب. |
| Hayır. Beni rahatsız eden, nasıl yapıldığına dair kanıt. | Open Subtitles | كلاّ، الأمر الوحـيد الذي يزعجني هو الدليل على كيفية ارتكاب الجـريمة |
| 15 yıl sonra, küresel ısınmanın kanıtları çok daha güçlüydü. | TED | بعد 15 سنة، الدليل على الاحترار العالمي كان أكثر قوة. |
| - Elinizde kanıt var mı? | Open Subtitles | ما هو الدليل على ذلك؟ |
| David Palmer'ın bugün beni uyarmak için aradığının kanıtı. | Open Subtitles | ما الذى تتحدثين عنه ؟ الدليل على أنّ دايفيد بالمر إتصل بى لتحذيرى بشأن اليوم |
| İşte size Terrianlıların saldırgan ve tehlikeli bir tür olduklarının kanıtı. | Open Subtitles | هذا الدليل على أن التيرانيون من الأنواع العدائية القاتله |
| Burada bir yanlış olduğunun kanıtı. | Open Subtitles | الدليل على أن هناك شيء ما ليس على صواب هنا |
| Kutsal Kâse'nin seni seçtiğinin kanıtı. | Open Subtitles | إنها الدليل على أن الكأس المقدسة قد اختارتك |
| Muhafızların arasında bir seri katilin olduğunu gösteren kanıtı görmek istiyorum. | Open Subtitles | الدليل على أن الخطف المتسلسل من الحراس أريد أن أراه |
| Hayır, hayır...katliamın kanıtı o askerlerin miğferleri üzerindeki kamera kaydında. | Open Subtitles | لا الدليل على المذبحة التي حدثت من قبل الجنود موجود على كاميرا تصوير خاصة أين ذلك الفيديو؟ |
| Profesör Baek'in eser hırsızlığı yaptığının kanıtı | Open Subtitles | الدليل على أنّ البروفسور بايك انتحلَ عملاً أدبيًا |
| 30 senedir anlattıklarımın kanıtı bu. | Open Subtitles | هذا هو الدليل على ما قلته منذ قرابة 30 عام. |
| Araştırmanızı çöpe atmanızın imkanı olmadığına göre bunu yaptığınızın kanıtı bu binada bir yerlerde. | Open Subtitles | ومستحيل أنك أتلفت بحثك، مما يعني أن الدليل على أنك الفاعل موجود في المبنى |
| Araştırmanızı çöpe atmanızın imkanı olmadığına göre bunu yaptığınızın kanıtı bu binada bir yerlerde. | Open Subtitles | ومستحيل أنك أتلفت بحثك، مما يعني أن الدليل على أنك الفاعل موجود في المبنى |
| Suçluluğuna dair kanıtlar Albay Grau tarafından toplandı. | Open Subtitles | الدليل على اٍدانته كان قد جمع أولا بواسطة الكولونيل جراو |
| Hem duruşma salonunun istilasını onun planladığını, hem de kilisenin üç üyesinin zehirlenmesini onun ayarladığına dair kanıtlar var. | Open Subtitles | لدينا الدليل على عمله بقاعة المحكمة و على وفيات التسمم لثلاثة من أعضاء الخيمة |
| Burada her yerde Nazilerin yaptıklarına dair kanıtlar var. | Open Subtitles | الدليل على ما فعله النازيون يرقد فى كل الأنحاء هنا |
| Belkide çoktan çalıntı yapmadığına dair kanıt bulmuştur. | Open Subtitles | من المحتمل أنها وجدت الدليل على أنها لم تنتحله |
| Kadının kirli olduğuna dair kanıt gerekiyor. | Open Subtitles | اريد الدليل على انها غير نظيفه |
| Biz buna inanmadık. Yüzyıl boyunca bunu neden yaptıklarına dair kanıtları görmemize rağmen biz inanmadık. | TED | لمئات السنين، بالرغم من وجود الدليل على أنها تفعل ذلك، لم نصدق |
| Telefonunda kanıt var. | Open Subtitles | إنه يملك الدليل على هاتفه. |