| Çok fazla baskı altında olduğunu biliyorum ama güçlü kalmalısın, tamam mı? | Open Subtitles | أنظري، أعلم بأنك تحت الكثير من الضغوطات لكن عليك البقاء متماسكة، حسناً؟ |
| Bu yolda destekçi olan bazı adamlar oldu ama hiç birisi yüzleştiğim talep ve baskıyı bilmiyordu. Bu baskı iki güzel çocuğum olduğu zaman daha da şiddetlendi. | TED | كان هناك بعض الرجال المشجعين على طول الطريق، لكن لم يدر أحدهم بالمطالب والضغوطات التي كنت أواجهها، الضغوطات التي أصبحت أقل حدة بخاصة عندما رزقت بطفلي الجميلين. |
| Virüs ve yasaklar üzerinde gördüğümüz en büyük etkilerden biri finansal baskı. | TED | أحد أكبر التأثيرات التي شهدناها من الفيروس والحظر هي الضغوطات المالية. |
| Fakat ayrımcılıktan kaynaklanan stres meselenin sadece bir yönü. | TED | لكن وعلى الرغم من ذلك، فإن الضغوطات الناتجة عن وطأة التمييز العنصري ليست إلا جانباً واحداً من جوانب متعددة. |
| Mışıl mışıl uyuyor. Bu kadar strese dayanamadı herhalde. | Open Subtitles | إنّه ينام مثل طفلٍ، ربّما الضغوطات التي مرّ بها تمكّنت منه. |
| Zaten üç dakikada bir arayan hamile eşimin olması yeterince stresli değil. | Open Subtitles | اتصال كل ثلاث دقائق من زوجتي الحامل وكأني احتاج للمزيد من الضغوطات |
| Politik baskılar sonucunda androidi Japonya'ya geri gönderdiler. | Open Subtitles | هم أعادوا الانسان الآلي الى اليابان بعد الضغوطات السياسية |
| Herhalde çok ağır bir baskı altındaydınız. | Open Subtitles | لابد أن هذا يجعلك تشعر بالكثير من الضغوطات |
| Herhalde çok ağır bir baskı altındaydınız. | Open Subtitles | لابد أن هذا يجعلك تشعر بالكثير من الضغوطات |
| Daha sekiz yaşında olduğunu biliyorum ve sana baskı yapmak istemiyorum. | Open Subtitles | أعلم أنك بعمر الثامنة ولا أريد أن أفرض عليك الضغوطات. |
| Aynı zamanda arkadaşlarımızdan birine saldırdı. Yoksa üstündeki şu baskı yüzünden bunu düşünecek vaktin olmadı mı? | Open Subtitles | أم ليس لديك وقت للتفكير بذلك النوع من الضغوطات ؟ |
| baskı karşısında nasıl idare ettiğimi görmek için. | Open Subtitles | أرسلتَها لإختِباري. أردتَ رُؤية كيف تعاملت مع الضغوطات. |
| Ayrıca duyduğuma göre çok iyiymiş ve biz tekrar birleşmeden önce o Max ile birlikteydi yani üzerimde çok baskı var. | Open Subtitles | نعم، وعلى ما يبدو انها جيدة جداً في ذلك وهي كانت مع ماكس قبل ان نكون مع بعضنا فهناك الكثير من الضغوطات |
| İyileştirici özellikleri var. stres adamı öldürür. | Open Subtitles | انها تملك قدرات علاجيه تقتل الضغوطات النفسيه |
| Sanırım son zamanlarda fazla stres altında. | Open Subtitles | ،لديها الكثير من الضغوطات مؤخراً هذا ما أعتقده |
| Sağ ol. Kimileri stres atmak için jimnastiğe gider bense tam zıttı, arabaları parçalarım. | Open Subtitles | شكراَ لك شخص ما يتوجه لصالة الحديد لفك الضغوطات |
| İnsan belli bir yere kadar travmalara dayanabiliyor sonra strese yenilip çığlık atmaya başlıyor. | Open Subtitles | حسناً، كان لديّ الكثير من الضغوطات لايمكن للشخص أن يتحملها, لذا ذهبتُ للشارع و بدأتُ بالصراخ |
| Seni asıl strese sokan faktörlerin ne olduğunu düşünüyorsun? | Open Subtitles | ما هي الضغوطات الرئيسة التي تعانين منها ؟ |
| Woody, günümüzün hızlı, stresli ortamında bu çok normal. | Open Subtitles | حسناً يا وودي , في عصر السرعه هذا و بمجتمعنا الذي يتحمل الضغوطات هذا غير شائع |
| Rakibi. Son haftalarda yaşadığı ağır baskılar ve kırgınlığı aniden boşalım buldu. | Open Subtitles | كل الضغوطات المتزايدة خلال الأسابيع القليلة الماضية فجأة طفت على السطح |
| stresle başa çıkabilmek için alkole bağlanmana izin verme. | Open Subtitles | لا تدع الكحول تصبح نموذج خيارك لإدارة الضغوطات |
| "Ailemin bu maddi yükün ve stresin altına girmesini istemiyorum." | Open Subtitles | لا اريد لعائلتي الخضوع لتلك التكاليف أو الضغوطات |
| Senin yarattığın stresten olmalı. | Open Subtitles | حتماً كان ذلك بسبب الضغوطات التي عرّضتها لها |
| Bütün gerginliğin akıp gitmeli. Oldukça sakin, rahat ve güvende hissetmelisin. | Open Subtitles | جميع هذه الضغوطات ستتلاشى عليكِ الشعور بالهدوء والإسترخاء وبالأمان |