| Beşinci ders: Bir adamı yaraladıysan, öldürsen iyi edersin; ...yoksa er yada geç o seni öldürür. | Open Subtitles | الدرس الخامس يستحسن بك أن تقتل من يدين لك لأنه سيقتلك عاجلا أم آجلا |
| Onu bana teslim etseniz iyi olur, yoksa Bayan Rossi'yi arayacağım. | Open Subtitles | أجل بل حريّ بك أن تعطيني إياه وإلا سأتصل بالسيدة روسي |
| Şimdiye kadar çoktan kendi arabana terfi etmiş olman gerekirdi. | Open Subtitles | كان يجدر بك أن ترتقي لتكون لك عربتك الخاصة الآن |
| Kararlarında ona rehberlik etmelisin. | Open Subtitles | هذا يعني أنه يفترك بك أن توجهه في آرائـه |
| sen de aynısını yapıyorsun. Söz dinlesen iyi olur. | Open Subtitles | .وأنتٍ أيضاً تقولين ذلك , حريٌّ بك أن تتعلمّي أموراً مفيدة من أبيك |
| Etraftaki en mutlu insan veya şey ya da insan-şey olmalısın. | Open Subtitles | يجدر بك أن تكون أسعد رجل أو شيء أو صنيع البشر |
| - Sana bir iş bile buldum. - Bana bir ev bulman gerekiyordu! | Open Subtitles | ـ حَصلتُ لك على عمل جيد ـ يُفْتَرَضُ بك أن تجهز شُقَّةُ لي |
| Ben kendimi hasta ediyorum çünkü senin beni hasta etmen gerek ama etmiyorsun. | Open Subtitles | أنا مشمئز لأنه من المفترض بك أن تجعليني أشمئز ، ولكنك لا تفعلين |
| İçeride çok sessiz olsan iyi edersin dostum. | Open Subtitles | يجدر بك أن تكون صامتاً للغاية هناك يا صديقي |
| Zor dünyanın zor dersi, sen de öğrensen iyi edersin. | Open Subtitles | إنه درس قاس ٍ لعالم قاس ٍ ويجدر بك أن تتعلمه |
| Bak gerçekten zeki olsan iyi edersin. | Open Subtitles | يجدر بك أن تستخدم ذكائك, يا ولد يجدر بك ذلك |
| Belki de bir süreliğine içkini başka yerde içmen iyi olur. | Open Subtitles | ربما يجدر بك أن تحتسي الشراب في مكان غير هنا لفترة |
| Bu aralar çok popüler. Birlikte çalışsanız çok iyi olur. | Open Subtitles | أعني، هو مشهورّ للغاية الآن يجدرّ بك أن تعَمل معه |
| insan genomunun büyük bir geliştiricisi olacağınızı söylüyorsanız, insan genomu nedir bilmeniz iyi olur. Yani, alanında uzmanlık sahibi olmanızı istiyorum. | TED | المطور العظيم لخريطة الجين البشري فمن الحري بك أن تعرف ما هو الجين البشري. أعني , أريدك أن تمتلك خبرة بالمجال المعني. |
| Selam. Şu an Atlantik'in yarısını kat etmiş olman gerekmiyor muydu? | Open Subtitles | ألا يفترض بك أن تكون قاطعاً وسط الأطلسي في هذه الأثناء؟ |
| Eğer onu gördüyse, kadına ne yapacağımızı soruyor olman gerekmez mi? | Open Subtitles | إن رأته هيّ، ألا يجدر بك أن تسأل عن ماسنفعله بها؟ |
| Ama o çocukla buradan gitmeden önce acele etmelisin. | Open Subtitles | لكن يجدر بك أن تفعل هذا سريعاً، قبلما تغادر مع هذا الرجل. |
| Ne garip ki, bana teklif eden oydu. - Bunu söylememem gerekirdi. | Open Subtitles | المضحك أنها طلبت مني ربط العقدة أعتقد أنه لا يفترض بك أن تقول ذلك |
| Acımasız olacak, kaygılı ve stresli olmalısın ya da kolay bir hayat olacak, rahat olmalısın. | TED | سيكون قاسيًا ويجدر بك أن تكون قلقًا ومتوترًا، أو سيكون عالمًا بسيطًا، وعليك أن تكون مختلفًا. |
| Anlaşmamız vardı. Beni öldürmen gerekiyordu sadece vurman değil. Sözünü tutmadın, korkak. | Open Subtitles | كان بيننا اتفاق، كان يفترض بك أن تقتليني وتطلقي النار علي فحسب |
| Ama en tepeye ulaşmak istiyorsanız, o zaman ünlü olmak için daha beklemeli ve elbette ki poitikacı olmalısınız. | TED | لكن إن أردت أن تصل إلى أعلى القمة، يجدر بك أن تؤجل المتعة، وتصير سياسيا بالطبع. |