| İnan bana, sen cildini daha fazla göstermek istemezsin... | Open Subtitles | يظهر المزيد من الجسد؟ ثقي بي لن ترغبي في إظهار |
| Güzel. Okulun son gününde geç kalmak istemezsin. | Open Subtitles | جيد، لا ترغبي في التأخر على آخر يوم في المدرسة |
| Sıkıldım artık. Eğer sen gitmek istemiyorsan, ben gidiyorum. | Open Subtitles | سئمت من تقلباتك، لو لم ترغبي في الذهاب فسأذهب أنا |
| Eğer bebek yapmak istemiyorsan kendini nasıl koruyacaksın peki? | Open Subtitles | كيف تحتاطين لنفسك إذن؟ تعرفين، إن لم ترغبي في إنجاب أطفال |
| Oğlunu almak için işten ayrılmak istemedin. | Open Subtitles | لم ترغبي في ترك عملكِ من أجل أن تقلّي طفلكِ |
| Ben aslında oyuna gimeyi düşünüyordum fakat istemezsen bunu anlayışla karşılarım. | Open Subtitles | الحقيقة أنني كنت أفكر في الحضور المباراة ولكن أعذرك إذا لم ترغبي في ذلك |
| bunu yapmak istemiyordun ama benim yüzümden yapmak zorunda kaldın. | Open Subtitles | أنت لم ترغبي في مواجهة ذلك، ولكن كان عليك مواجهته، |
| Lamia seni almaya geldiğinde nelere gönüllü olacağına sen bile şaşırırsın. | Open Subtitles | ستندهيش بما قد ترغبي في عمله عندما تأتي ال(لاميا) إليكِ |
| İnan bana, ayıkken yaptığım müziği duymak istemezsin. | Open Subtitles | ثقي بي، لن ترغبي في الاستماع للموسيقى التي أعزفها وأنا نظيف. |
| Açıkçası, yaşadıklarımızdan sonra bir daha yüzümü görmek istemezsin sandım. | Open Subtitles | في الحقيقة بعد ما قاسيناه معاً أعتقدت أنكِ لن ترغبي في رؤيتي مجدداً |
| Bir kere inat etmeye görsünler yerlerinden kıpırdatamazsın ve tepeleri attığında aralarında olmak istemezsin. | Open Subtitles | ولن ترغبي في الوقوف بينهم عندما يثور غضبهم كيف تتدبر أمرك؟ |
| Bridget, 1900 metre yükseklikteyken kovulmak istemiyorsan, üç saniye içinde başlarsın. | Open Subtitles | إن لم ترغبي في أن أطردك و نحن على ارتفاع 600،0 قدم فيجب أن أن تقزي في خلال 3 ثوان. |
| Tamam, onunla çıkmak istemiyorsan, çıkma. Ama bunu benim yüzümden yapma. | Open Subtitles | إن لم ترغبي في ذلك لا تفعليه ، ولكن إياكِ وعدم فعل ذلك من أجلي |
| Tüm dünya basınının dikkatini çekmek istemiyorsan hayır. | Open Subtitles | ليس إلا لو ترغبي في انتباه الصحافة العالمية. |
| Sabah sana gönderdiğim hediyeyi giymek istemedin mi? | Open Subtitles | لم ترغبي في ارتداء تلك الهدية التي بعثتها لكِ هذا الصباح؟ |
| Sen konuşmak istemedin, o dinlemek istemedi. | Open Subtitles | أنت لم ترغبي في الحديث هو لم يرد الأستماع |
| Yedi yıl içinde bir kez bile, bana gelmek istemedin. | Open Subtitles | و لو لمرة واحدة خلال السبع سنوات لم ترغبي في قدومي |
| Bu durumda benimle beraber olmak istemezsen, seni anlarım | Open Subtitles | إذا لم ترغبي في رؤيتي تحت هذه الظروف أتفهم الأمر |
| Eğer istemezsen hiçbir zaman gelmek zorunda değilsin. | Open Subtitles | وليس عليكِ الذهاب أبدا إذا لم ترغبي في ذلك |
| Biliyordun! Bu nedenle gitmek istemiyordun. | Open Subtitles | كنت تعرفين أن هذا سيحدث ولهذا لم ترغبي في الرحيل |
| Başta bize katılmak istemiyordun. | Open Subtitles | لم ترغبي في الإنضمام لنا في البداية. |
| Lamia seni almaya geldiğinde nelere gönüllü olacağına sen bile şaşırırsın. | Open Subtitles | ستندهيش بما قد ترغبي في عمله عندما تأتي ال(لاميا) إليكِ |