| Onun tek şansı benim ama içimdeki bu şeyle değil. | Open Subtitles | أنا فرصتها الوحيدة لأنقاذها، لكن .ليس بوجود هذا الشيء بداخلي |
| Ama erken bakarsa, belki bir ikisinin yüzünü hatırlama şansı daha fazla olur. | Open Subtitles | في الحقيقة, كل ما نظرت في الدليل بشكل أسرع كل ما كانت فرصتها أكبر لتذكر وجه أو اثنين |
| Tüm yollar kapatıldı tek şansı tepelere giden arka yol. | Open Subtitles | الان كل الطرق مغلقة فرصتها الوحيدة الطريق الخلفى بالتلالِ. |
| Annem piyangoyla şansını deneyeceğini söyledi, ama o seçilmedi. | Open Subtitles | أمى قالت انها ستجرب فرصتها بالإقتراع لكنها لم تُختار |
| Küçük bir kızın babasını son bir kez daha görme şansını elinden alamam ne yapmış olursa olsun. | Open Subtitles | حسنا.. لا يمكنني أن اسلب فتاة صغيرة من فرصتها الأخيرة لرؤية والدها مرةأخرى أي كان ما فعله |
| Peki sana verilen miğfer... ya şans eseri olarak şehirdeki rehincilerden birinin eline geçtiyse? | Open Subtitles | وتلك الخوذه التى قد اعطوك اياها ؟ والتى لم تجد فرصتها لان تجد طريقها الى محل رهونات فى البلده , اليس كذلك ؟ |
| Birkaç hafta sonra tüm karlar erimiş olacak... bu son şansı olabilir. | Open Subtitles | سوف يختفي الثلج خلال اسبوعين سوف تكون هذه فرصتها الأخيرة.وسف لن تخرج بعدها. |
| Sadece iki blok uzaktayım. Bu onun tek şansı olabilir. | Open Subtitles | أنا أبعد قليلاً عن المشرحة من المحتمل أنها فرصتها الوحيدة للنجاة |
| Evet ama 40 yaşındaki bir kadının evlenme şansı kendisine bir köpek balığının saldırması ihtimali kadardır. | Open Subtitles | أجل, لكن مرأة في الـ 40 من عمرها لديها فرصة في الزواج بمثل فرصتها في ان تعض من قبل قرشاً |
| Bu ilişkinin yürüyebileceğini bana kanıtlaması için tek şansı olacak. Anlıyor musun? | Open Subtitles | هذه فرصتها الكبيرة كي تثبت لي أنها أهل لتلك العلاقة |
| Doktor, uygun bir zaman olduğunu söylemiş. Tek şansı olduğunu düşünmüş. | Open Subtitles | الطبيب قال بأن الوقت كان مناسباً لقد ظنت بأن تلك كانت فرصتها الوحيدة |
| Pekala, sadece şunu söyleyelim: onu ne kadar erken getirirseniz, şansı o kadar artar. | Open Subtitles | كلما أسرعت بإحضارها لهنا .. كلما كانت فرصتها أفضل |
| Genç dişi ilk yangından kurtulmuş olabilir ama yemek şansı daha da azalmış oldu. | Open Subtitles | قد تكون الأنثى الصّغيرة ،نجت من حريقها الأوّل لكن قلّت فرصتها للعثور على وجبة |
| Yetişkin ömrü kısa, başka bir şansı daha olmayabilir. | Open Subtitles | حياتها كبالغة قصيرة جداً، فلعلها فرصتها الأخيرة. |
| Çünkü böylece en azından yükselmek için tek şansı patronuyla yatmak olan... | Open Subtitles | لإنه عندئذ على الاقل لن تكوني سكرتيرة حيث فرصتها الوحيدة في الوصول الى مكان ما |
| Tamam, bu kadar. Haydi. şansını kullanamadı. | Open Subtitles | حسنا , هذا كل شي , حصلت على فرصتها , الجميع قفو ,سنرحل. |
| Yeniden insan olma şansını öldürdüğünü bilmesine gerek yok. | Open Subtitles | لا يتعيّن أن تعلم بأنّها أهدرت فرصتها في العودة بشريّة |
| Aşçılık okulu şansını elinden almış ve ağrı kesicilere bağımlı hale getirmiş olabilirim. | Open Subtitles | قد أكون قد ضيعت فرصتها في الالتحاق بمدرسة الطهي وجعلتها تدمن مسكنات الألم أيضاً |
| Bu şans elimize bir daha geçmez dedin mi? | Open Subtitles | وهل أخبرتَها؟ هل أخبرتها أن هذه فرصتها ولن تأتي ثانيةً؟ |
| Popüler kültürde cinsiyet eşitsizliğini protesto etmek için ona fırsat oldu. | Open Subtitles | كانت فرصتها للاحتجاج على عدم المساواة بين الجنسين في الثقافة الشعبية |
| Bu onun ilk iyi fırsatıydı. | Open Subtitles | وهذه كانت فرصتها الأولى الجيدة. |