| Ama bir teki var yalnız hep yerli yerinde duran. | Open Subtitles | ولكن لا يوجد سوى واحد فقط يبقى راسخاً في مكانه |
| Her şey yerinde. İlk aşama. | TED | اي ان يتم وضع كل شي في مكانه .. انها المرحلة الاولى |
| Ben bazen, şimdi ve sonra onun yerine onunkini koymalıyım. | Open Subtitles | لا بد لي من وضعه في مكانه بين الحين والآخر |
| Her şeyi yerine koymak gibi bir alışkanlığın olsaydı keşke. | Open Subtitles | ربما لو أنكِ تنظمين أعمالك وتظعين كل شيء في مكانه |
| Bizimle birlikte bu kızla tanışmaya gelmediğin sürece bulunduğu yerde sonsuza dek kalacak. | Open Subtitles | و إذا لَم توافق على مرافقتنا لمقابلة تلك الفتاة فسيظل في مكانه للأبد |
| Herşey her yerde hiç birşey yerinde değil. | Open Subtitles | كل شيء رأسا على عقب على عقب رأسا لا شيء في مكانه. |
| O yıldız ki bütün göklerde eşi yoktur dayatıp yerinde durmakta. | Open Subtitles | الذي يقف راسخاً في مكانه وليس يشبهه نجم مثيل |
| Gitmiş gibi, ama onun yerinde başka biri var aynı kıyafetleri giyen biri. | Open Subtitles | هو مثل هو ذاهب، لكن هناك شخص آخر في مكانه... تلبس نفس الملابس. |
| Darbe için herşeyin yerli yerinde olduğu anlaşılıyor. | Open Subtitles | أعلم أن كل شيء في مكانه الصحيح بالنسبة للمقاومة |
| Umarım gittiğimzde ev hala yerinde duruyor olur. | Open Subtitles | أتمنى أن نجد أن المنزل مازال في مكانه عندما نعود |
| Umarım geri döndüğümüzde ev yerinde duruyordur. | Open Subtitles | أتمنى أن نجد أن المنزل مازال في مكانه عندما نعود |
| Doğru pozisyon olduğunu bilelim diye bunu yerine yerleştirdik. | TED | ووضعناه في مكانه وهكذا عرفنا أنه كان موقفا دقيقة. |
| Lakin Bay Stuckey 34 yaşında iken hapiste ölmüştü ve annesi onun yerine savunma masasına oturmuştu. | TED | لأن السيد ستاكي توفى في السجن في عمر ال34، ولقد جلست والدته على طاولة المحامي في مكانه. |
| Neden değil? Bunu öldürürüz, ama yerine bir başkasını koyarlar. | Open Subtitles | لذا و ان قمنا بقتل ذلك الشخص فانهم سيضعون في مكانه قاتلا آخر |
| Ve farenin hareketini canladırmak için içinde biraz su var, değilse olduğu yerde otururdu yalnızca. | TED | من اجل تحفيز الفأر على التحرك .. لانه بغير هذا سوف يجلس في مكانه |
| Üretilmiş olan bu sürtünme onu bir yerde tutar ve ucun geri çekilmesini engeller. | TED | و الاحتكاك الناتج يبقى في مكانه ثابتاَ مما يمنع النابض من الرجوع للخلف |
| Yani bitmiş bir parçada gördüğünüz her şey, ben başlamadan önce kitabın neresindeyse yine tam aynı yerde. | TED | لذلك كل ما ترونه داخل القطعة المنتهية ظل بالضبط في مكانه الأصلي في الكتاب قبل أن أبدأ. |
| Sonra en başa dönün ve işlemi sondan ikinci kitap yerini bulana kadar tekrarlayın ve bütün kitaplar sıralanana kadar devam edin. | TED | ثم ابدأ من البداية وكرر العملية لوضع الكتاب قبل الأخير في مكانه الصحيح، واستمر حتى يتم ترتيب جميع الكتب. |
| hücrenin hazır olduğunu hissedebiliyor. Herşeyin yolunda olduğunu | TED | عندما يكون الكروموسوم متموضع في مكانه تماماً فانه يتحول الى اللون الاخضر |
| Hepsi yerleştirildi Yoldaş Bakanım. | Open Subtitles | كل شيء في مكانه يا سيدي الوزير |
| Beş farklı simetri ve tabi ki bir de onu kaldırıp olduğu yere bırakınca oluşan sıfırıncı simetri. | TED | خمس تماثلات و التماثل الصفر حيث أرفعه و أضعه في مكانه. |