| Korktuğun şey her neyse onu bana anlatabilecek kadar güvenmeni isterdim. | Open Subtitles | أتمنى أن تثقي بي كفاية حتى تُخبريني أياً كان ماتخافين منه |
| Fark edilmeden ne konuştuklarını duymak istedim fakat o kadar yaklaşamadım. | Open Subtitles | لم أستطيع الاقتراب كفاية حتى أستمع إلى محادثتهم دون أن أكشف |
| Konu her neyse, beni gönderecek kadar önemli bir konu. | Open Subtitles | مهما كان ذلك يبدو مهما كفاية حتى يرسلني الى هنا |
| Seni heyecanlandıracak kadar çekici biriyle olmalısın. Benim teorim budur. | Open Subtitles | لديّ نظرية تقول، أنّه ينبغي أن تكوني مع شخص حسن المظهر كفاية حتى يثيرك. |
| İkimiz de yalnız olacak kadar güçlü değildik. | Open Subtitles | و لسنا اقوياء كفاية حتى نعتمد على أنفسنا أياً منا |
| Yangın ve bacağım arasında, bir ömür boyunca yetecek kadar hastane gördüm. | Open Subtitles | بين النار و قدمي لقد رأيت مستشفيات كفاية حتى أخر لحظة في حياتي |
| Pekala, bak, onun ölmesini isteyecek kadar kızgın olmadığımı söyleyemem, ama her zamanki gibi inşaatçılığın eski yasaları gereği bunu yapmam. | Open Subtitles | حسناً أنظر لا أستطيع القول أني لم أكن غاضب كفاية حتى أريد الرجل ميت ولكن كالعادة تراجعت وفق قانون البناة |
| Onların evliliğinin gerçekten kusursuz olduğunu düşünüyordum. Sanırım gerçek olamayacak kadar iyiydiler. | Open Subtitles | لقد ظننت ان لديهم زواج مثالى أتعرف ؟ انهم كانوا جيدين كفاية حتى انهم لم يخبروا بعضهم الحقيقة |
| Yeteri kadar var mı, emin ol ki, herkes oyuna girebilsin. | Open Subtitles | تأكد من أن يكون الموجود كفاية حتى يشترك الجميع |
| Ve de kime ne dediğimi hatırlayacak kadar zeki değilim. | Open Subtitles | وأنا ليست بفطنة كفاية حتى أتتبع ما قلته ولمن |
| Hep ona ültimatom verecek kadar seven birini dilediğini, bu yüzden şanslı olduğumu söyledi. | Open Subtitles | و بأنها تمنت لو أن شخصاً يحبها كفاية حتى يعطيها الإنذار |
| Bir işe girip annen gibi, benimle evlenecek kadar kaçık birini bulmak istiyordum sadece. | Open Subtitles | أنا اريد فقط أن أجد وظيفة واجد شخصا مجنونا كفاية حتى يتزوجنى , مثل أمك |
| Bir işe girip annen gibi, benimle evlenecek kadar kaçık birini bulmak istiyordum sadece. | Open Subtitles | أنا اريد فقط أن أجد وظيفة واجد شخصا مجنونا كفاية حتى يتزوجنى , مثل أمك |
| Ölümcül olması için ön kemiklere vuran şey her neyse beyni delip geçebilecek kadar sivri uçlu olmalı. | Open Subtitles | من أجل أن تكون الضربة قاتلة، الشيئ الذي ضرب العظم الجبهي يجب أن يكون حادا كفاية حتى يخترق الدماغ |
| Aslında nasıl olduğunu anlayabileceğim kadar uzun yanımda kalmadı. | Open Subtitles | في الواقع لم يثبت كفاية حتى أتأكد من ذلك فعلاً |
| Sen benim peşimdeyken ofisine girebilecek kadar cesur değildim ben. | Open Subtitles | لم أكن جريئًا كفاية حتى أتي إلى مكتبك عندما كنت تتعقبني |
| Sıçarsan diye beynini dağıtacak kadar yakında olacağım. | Open Subtitles | قريب كفاية حتى أطلق الرصاص على رأسك إن أخفقت |
| Sıçarsan diye beynini dağıtacak kadar yakında olacağım. | Open Subtitles | قريب كفاية حتى أطلق الرصاص على رأسك إن أخفقت |
| - Ve rastgele oradan geçen birinin bulamayacağı kadar da gizli bir yerde olmalı. | Open Subtitles | بالضبط، ولكن مكان معزول كفاية حتى لا يستطع أيّ شخص العثور عليه بسهولة صندوق البريد؟ |
| Kardeşim için çiçekler açacağına inanacak kadar aptal değilim. | Open Subtitles | وأنا لست غبياً كفاية حتى أظن أنه هناك ورود سوف تظهر من أجل أخي. |