| O sırada yapılacak en iyi şey o gibi gelmişti ama Confessor'un, masumluğunu kanıtlamak için uğraşacağını hesaba katmamışım. | Open Subtitles | بدي لي ان هذه هي افضل خطه في هذا الوقت. ومالم اخذه في الحسبان كان محاربة المؤمنه لاثبات برائتك. |
| Bunu kanıtlamak için yardımına ihtiyacım var ve benden hoşlanıyorsun. | Open Subtitles | وأنت تعلم بذالك وأنا أعلم وأحتاجك لاثبات ذالك وأنت تحبني |
| Marucci'nin klon olduğunu kanıtlayacak hiçbir bağlantı kalmadı! | Open Subtitles | فلن يوجد دليل لاثبات ان الشخص المستنسخ من ماروتشى موجود |
| Mahoney'ye lazım olan, inandığından çok daha büyük bir potansiyele sahip olduğunu kendisine kanıtlayacak bir fırsattı. | Open Subtitles | ما احتاجته ماهوني هو فرصة لاثبات نفسها انها شيء اكبر مما تؤمن به |
| Senden daha zeki olduğumu son kez kanıtlama fırsatını nasıl geri çevirirdim? | Open Subtitles | . . كيف يمكنني تفويت فرصتي الأخيره لاثبات إنني أكثر ذكاء منك |
| İstihkakın yetersiz olduğunu kanıtlamanın tek yolu bu. | Open Subtitles | هذا هو السبيل الوحيد لاثبات أن ذلك غير كاف. |
| Birçok kız Laura gibi gizlice bırakır kontrolün kendilerinde olduğunu ispatlamak için. | Open Subtitles | الكثير من البنات في سنها يتوقفون خفية لاثبات انهم يتحكمون في الموقف |
| Ama bir suçu kanıtlamak için önceki kötü eylemleri kanıt olarak kullanamazsın. | Open Subtitles | لكن لا تستطيع ان تقدم فعل سابق سئ لاثبات الميل لارتكاب جريمة |
| Şu anda bir karadeliğin varlığını kanıtlamak amacıyla karadeliğin görmenizi istediğim yönü ise kütlesinin sıkıştığı hacmin sıfır olduğu bir nesne olması. | TED | و لكن اليوم، الطريقة الي أريدكم ان تفهموا لثقب الاسود لاثبات الثقب الاسود هي بالتفكير به كجسم كتلته محصورة بحجم يساوي الصفر |
| Tecavüzü kanıtlamak için desteğe ihtiyacımız yok. | Open Subtitles | احفظها في بالك نحن لا نحتاج اي تعاون لاثبات الاغتصاب |
| Bu doğru. Bunu kanıtlayacak bir kahve fincanım var. | Open Subtitles | هذا صحيح ، أنتِ تعرفين لدي جدة لاثبات ذلك |
| ve haklısın Mandi'nin fena benzetilmeye ihtiyacı var ve senin masumiyetini kanıtlayacak bir fikrimiz var | Open Subtitles | وانت صادقة ماندي تحتاج لضربة موجعة ولدينا طريقة لاثبات برائتك |
| O düşüğü yaptığını kanıtlayacak gerekli belgeleri hazırlayacak bir doktor buldum. | Open Subtitles | وجدت طبيباً مستعداً لتلفيق الوثائق اللازمة لاثبات تعرّضك لذلك لاجهاض. |
| Senden daha zeki olduğumu son kez kanıtlama fırsatını nasıl geri çevirirdim? | Open Subtitles | . . كيف يمكنني تفويت فرصتي الأخيره لاثبات إنني أكثر ذكاء منك |
| Suçsuzluğunu kanıtlamanın tek bir yolu var. | Open Subtitles | هناك طريقة واحدة لاثبات برائتك انه اختبار كشف الكذب |
| Denemeler kişinin kendine ait bir tez bulmasını ve bu tezi ispatlamak için kanıtlara dayalı bir sav öne sürmesini gerektirir. | TED | ان كتابة المقال تستلزم كتابة فرضيات واطروحات الفرد الشخصية، ثم القيام بتجارب قائمة على الدلائل لاثبات تلك الفرضيات. |
| Kurbanı tanıdığını ispat etmek için bir partide çekilmiş bu fotoları göstermişti. | Open Subtitles | هي عرضتهم في المحكمة لاثبات أنها تعرف الضحية |
| Bana hep bu para Mason'ın cebine kaydı gibi geldi. Şimdi kanıta ihtiyacım var. | Open Subtitles | كنت متأكد دائماً ان "ميسون" قد سلبهم و الان انا بحاجه لاثبات |
| - Kızı olduğunu kanıtlayan bir DNA testi olmadan imzalamayacakmış. | Open Subtitles | -ولا يريد توقيع شيء حتى يتم تحليل الحمض النووي لاثبات أنك ابنته. |
| Civardaki en iyi akrobasi grubu olduklarını kanıtlamaya çalışıyorlar. | Open Subtitles | يستبسلون لاثبات أنهم أفضل فريق بهلواني بالجوار. |
| Bunu ispatlamanın tek yolu o kurşunu almak, o kurşunu almanın tek yolu da... | Open Subtitles | ولكن الطريقة الوحيدة لاثبات ذلك هو الحصول على تلك الرصاصة والطريقة الوحيدة للحصول على تلك الرصاصه |
| Yenilgi karşısında bile kendini ispatlama şansı vardı. | Open Subtitles | حتى في مواجهه الهزيمة كان لديه الفرصة لاثبات نفسة |
| "Rahatsızlık veren koça kendini kanıtlaması için" bir şans daha verilmelidir. | Open Subtitles | يجب اعطاء المدرب المذنب فرصه لاثبات حسن نواياه |
| Bunu kanıtlamamın yolu yok, ama dün gece bu odayı terk etmedim. | Open Subtitles | لا توجد لدى طريقه لاثبات ذلك لكنى لم اغادر الحجره ليله امس |