| Ağzınızı sıkı tutmak için bir anlaşma yaptın ve buna uyduğuna inanıyorum. | Open Subtitles | سيدة ليتون لا أهتم إذا كنتي كتبتي ذلك عملتي أتفاق لتبقي صامته |
| O zamanlar Daniel'ı hayatta tutmak için bana ihanet etmiştin. | Open Subtitles | في ذلك الحين أنتِ خنتيني لتبقي دانييل على قيد الحياه |
| PM: Yaşlanırken ve hayatın farklı yollarından geçerken, arkadaşlığınızı canlı ve hayatta tutmak için neler yapıyorsunuz? | TED | بات ميتشيل: حسنا، عندما نتقدّم في العمر، وبينما نخوض مراحل مختلفة في حياتنا، ماذا تفعلين لتبقي صداقاتك حية؟ |
| Evet. kalacak başka yerin olmaması kötü. | Open Subtitles | أجل ، للأسف أنك لا تملكين مكاناً آخر لتبقي به |
| Üçüncü çeyreğe kadar en sonda kal. Hisselerini düşür. | Open Subtitles | إبقى في المؤخرة حتى الربع الثالث من السباق لتبقي إحتمالات فوزك منخفضة |
| Görevde kalman için anayasayı değiştirmeyi denediklerini bile duydum. | Open Subtitles | سمعت بأنهم حاولوا تعديل الدستور لتبقي في منصبك |
| Hayatta kalmak için öldürmeğe gerek yok Bunu neden yapıyorsun? | Open Subtitles | اذا كنت لا تحتاج للقتل لتبقي علي قيد الحياة |
| İhtiyacımız olan şey tacı elinde tutmak isteyen büyük bir şirket. | Open Subtitles | ما نحتاجه هو شركة كبيرة تبحث لتبقي تاجها |
| Gözlerini açık tutmak için mandal al kendine. | Open Subtitles | ضع عود أسنان بين جفنيك لتبقي عينيك مفتوحتين. |
| Anlaşılan beni burada tutmak için elinizde hiçbir delil yok, Müfettiş. | Open Subtitles | حسناً , يبدو لي أنه لا يوجد لديك أدنى دليل لتبقي علي هنا يا سيدي المفتش |
| Halkı sakin tutmak için oradasın. | Open Subtitles | أنت ستبقى لتبقي الناس هادئين هذا هو الشئ الصحيح للآن |
| Annen sadece dizlerini sıcak tutmak için kilot giyer. | Open Subtitles | أمك تلبس البناطيل دائما لتبقي ركبتيها دافئة |
| Bu sadece sizin ailede konuşulan bir efsane, değil mi? Kadınları kontrol altında tutmak için söylediğiniz bir şey. | Open Subtitles | إنها فقط اسطورة عائلية لتبقي العائلة السيدات علي الطريق المستقيم |
| Bu yüzden, devlet, meraklıları uzak tutmak için göl çevresindeki hava kirliliği hikâyesini yaydı. | Open Subtitles | لهذا نشرت الحكومة قصة للتغطية عن تلوث في البحيرة لتبقي الشبهات بعيدة |
| - Dünyayı kendine bir kol boyu uzakta tutmak için bunu sık sık yaptığını seziyorum. | Open Subtitles | أستشعر أنّك تفعل هذا كثيراً لتبقي العالم بين محيط ذراعيك |
| Karımın adı Jewish. Ailemi canlı tutmak için bu üniformayı giymek zorunda kaldım. | Open Subtitles | إضطررت لإرتداء هذا الزي لتبقي اُسرتي علي قيد الحياة |
| Birini canlı tutmak için tam adamı gibi görünüyorsun. | Open Subtitles | تبدو شخصاً مناسباً لتبقي رجل على قيد الحياة |
| Sen hapse gitmeyeceksin çünkü odada kalacak cesaretin yoktu. | Open Subtitles | فلم تكن لديكِ الجرأةُ لتبقي في الغرفة أما بقيّتنا فسننتهي في السجن |
| Sanırım her hususta sadık kalacak gücü ve becerisi vardı. | Open Subtitles | أعتقد أنها كان لديها القوة والمقدرة لتبقي على جميع من تفي به على مقربة, |
| O zaman gizli kimliğini yaşa ve temiz kal. | Open Subtitles | إذن إستخدمي غطائكِ لتبقي نظيفة منها |
| Sen burada kal. Onu bulurum. | Open Subtitles | لتبقي هنا, أنا سأجده |
| Tamam, Yasal olarak kalman için ek zaman vereceğim sende bu zamanda başvuru müracaatını yapabilirsin. | Open Subtitles | حسنا،ماسأفعله هو ان اعطيكي تمديد للمده ليكون لديكي مده اطول لترفعي اعتراض لتبقي هنا شرعيا |
| Hayatta kalmak için ne yapmam gerekiyor? | Open Subtitles | ما الذي يجب ان تغيريه بداخلك لتبقي علي قيد الحياه ؟ |
| İhtiyacımız olan şey tacı elinde tutmak isteyen büyük bir şirket. | Open Subtitles | ما نحتاجه هو شركة كبيرة تبحث لتبقي تاجها |