| Böyle bir şeyle yaşamanın çok zor olduğunu biliyorum, hepimiz için geçerli. | Open Subtitles | تدرك كم هذا شي قاسي للتعايش به , لنا كلنا |
| Ormana asla teslim olmayız, fakat birlikte yaşamanın yollarını da arıyoruz. | Open Subtitles | فنحن لانخضع للغابة بدلا من هذا نبحث عن طرق للتعايش مع ذلك |
| Öyle kalmasına izin verseydin bir arada yaşamanın bir yolunu bulacaklardı. | Open Subtitles | إذا كنت تركتها فحسب لكانا وجدا طريقة للتعايش سويًا |
| Amerika, tıpkı benim gibi, barış içinde,birlikte varolarak... yaşamak isteyen insanlarla dolu. | Open Subtitles | شغل امريكا مع الناس التي تريد العيش بسلام للتعايش بالجنة مثلي تماما |
| Mesleğimiz gereğiyle varlığıyla yaşamak zorunda kaldığımız şeylerden biri. | Open Subtitles | هذه بعض الاشياء التى نضطر للتعايش معها فى مهنتنا |
| Öyle kalmasına izin verseydin bir arada yaşamanın bir yolunu bulacaklardı. | Open Subtitles | إذا كنت تركتها فحسب لكانا وجدا طريقة للتعايش سويًا |
| Bununla yaşamanın bir yolu var. Kötü duruyor biliyorum, ama hayattasın. | Open Subtitles | هنالك وسيلة للتعايش مع هذا، أعلم أن الأمر يبدو سيئًا، لكنك حية. |
| Toussaint'nin Haiti'si daha iyi bir şekilde bir arada yaşamanın işareti gibiydi. | Open Subtitles | "كانت "هايتي" في حكم "توسان تمثل طريقة أفضل للتعايش |
| İnsanlarla birlikte yaşamanın sırrı yiyebileceğimiz kadarını almaktı. | Open Subtitles | السر للتعايش مع البشر كان أن تأكل كفايتك لتعيش! |
| Eğer Kabil karanlık tarafa geçtikten sonra bununla yaşamanın bir yolunu bulduysa benim de kendimi kontrol altına almam gerekiyor. | Open Subtitles | إن كان (كاين) قد وجد طريقةً ما للتعايش معها بعد أن إنظم للجانب المظلم فإذًا علي العثور على طريقة لمراقبتها |
| Gerginliğin yatışmasını oğluyla oturup birlikte barış içinde yaşamanın bir yolunu bulmamızı istiyor. | Open Subtitles | لقد طلبت مُهلة لنجلس مع إبنها... ونجد طريقة للتعايش في سلام |
| Tek yapabileceğim bununla yaşamanın bir yolunu bulmaya çalışmak. | Open Subtitles | كلّ ما يمكنني هو... محاولة إيجاد سبيل للتعايش مع بلواي. |
| Arkadaşlık birlikte yaşamanın bir gerekliği değildir. | Open Subtitles | الصداقة ليست متطلبة للتعايش |
| Capgras'ın bir tedavisi olmadığını anladık ama onunla yaşamanın bir yolunu bulduk. | Open Subtitles | أجل, أدركنا أنه لا يوجد (علاج لإيهام (كابغراس لكننا وجدنا الآن طريقة للتعايش معه |
| Kabil bununla yaşamanın bir yolunu buldu. Evet. | Open Subtitles | لقد وجد (كاين) طريقةً ما للتعايش معها - أجل - |
| Kızım Laurel öldü ve içki olmadan veya yardım etmeye çalışan insanlara çatmadan bununla yaşamanın yolunu bulmam gerekiyor. | Open Subtitles | ابنتي (لورل) ذهبت لغير رجعة. وعليّ إيجاد وسيلة للتعايش مع ذلك على ألّا تشتمل الجعة أو تفريغ جام غضبي على الأشخاص الذين يحاولون مساعدتي. |
| Tanrı'ya tapınma ihtiyacı, aileyi koruma güdüsü ve doğayla uyum içinde yaşamak. | Open Subtitles | ,الحاجة الى عبادة الله .... إلى حماية العائلة للتعايش بتوافق مع الطبيعة |
| - Bu kadar. Eğer ben bununla yaşamak zorundaysam, sen de öylesin. | Open Subtitles | فإذا كنت مضطراً للتعايش مع هذا فلابد أن تعايشيه أيضاً |
| Bu şansla yaşamak isterim. | Open Subtitles | إنّني على استعداد للتعايش مع هذا الاحتمال. |
| Hala arkadaşımın orada olduğunu biliyorum, ve bu şekilde yaşamak zorunda kalacağım. | Open Subtitles | أعلم أن صديقي ما يزال بداخلك، وسأضطر للتعايش مع ذلك. |
| Ama daha iyi bir bulabilirsiniz Bu yaşamak için bir yol. | Open Subtitles | لكن يمكن ان تجدى طريقه للتعايش مع الامر |