| sadece makinenin nasıl çalıştığını değil, onlarla birlikte yaşamanın nasıl olduğunu da. | TED | ليس فقط عن كيفية عمل تلك الآلات، بل عن ماهية التعايش معهم. |
| Bence bu çok güçlü. Ve bence bu odadaki hepimizde bu var, tasarımı ileri götürdükçe, sadece tek şey yapmak değil. | TED | و انا اعتقد اننا كلنا في هذ الغرفة و انتم تحركون التصميم الى الامام انه ليس فقط عن عمل شيء واحد |
| Ve aramızda her ne varsa bu sadece kanımızı istemekle ilgili değil. | Open Subtitles | ومهما كان الذي بيننا إنه ليس فقط عن حنين الدم بعضهم البعض |
| Tabi ki, bu sadece bir şeyler çalmakla ilgili değil. | TED | وبطبيعة الحال، الموضوع ليس فقط عن سرقة الأشياء. |
| Eşit haklar için mücadele sadece gey evlilikleriyle ilgili değil. | TED | الكفاح لاجل المساواه ليس فقط عن الزواج المثلي. |
| dedim. Dolayısıyla, bu sadece sistem hakkında değil. Bu ayrıca biz kadınların kendi hayatlarımızı kullanmakla ilgili diyorum. | TED | لذا هو ليس فقط عن النظام، إنه حولنا نحن النساء لنأخذ زمام حياتنا الخاصة، هذا ما أعتقده. |
| sadece nasıl daha iyi yapabileceğimizi araştırmak için değil,... ...ayrıca uygulamanın riskleri ve olumsuz taraflarının ne olduklarını bulmak için. | TED | ليس فقط عن كيفيه فعله بشكل أفضل, بل أيضا يجب النظر الي المخاطر والسلبيات. |
| Çocuklara, matematikle ilgili mirasları olduğunu gösteren başarılı bir öğretimdi, bu sadece şarkı söylemek ya da dans etmek değildi. | TED | اذا كان أمرا ناجحا جدا تدريس أطفال لديهم هذا التراث من علوم الرياضيات, ليس فقط عن الغناء والرقص. |
| Merak, bir sonraki mercanın ya da ağacın etrafında olanları görmek ve sadece çevre ile ilgili değil, kendimizle ilgili şeyleri de öğrenmektir. | TED | رؤية ماذا يوجد حول ذلك الصخر المرجاني أو حول تلك الشجرة، ومعرفة الكثير ليس فقط عن بيئتنا ولكن حول أنفسنا. |
| Ebolanın sadece insanlara verdiği zararlarla ilgili üzücü hikayeleri değil ailelere ve topluma yaptıklarını da gördü. | TED | استمع لقصص تفطر الفؤاد ليس فقط عن الضرر الذي أحدثه الإيبولا بالمرضى, و لكن عما لحق بعوائل، و مجتمعات أيضاً. |
| Şimdi şu soruları sorabiliriz, sadece varlıkla ilgili de değil. | TED | والآن، يمكننا أن نسأل هذه الأسئلة، على فكرة، ليس فقط عن الثروة. |
| Bu bilgiler sadece geçmişte olanlarla ilgili değildi, yaklaşık gerçek zamanlı bilgilerde vardı. | TED | إنها تحتوي معلومات ليس فقط عن ما حدث في الماضي، ولكن أيضاً ما كان يحدث في الوقت الحاضر. |
| Fakat mesele sadece daha çok video izlemek veya daha çok akıllı telefon satmak değil. | TED | ولكن هذا ليس فقط عن مشاهدة المزيد من الفيديوهات أو بيع المزيد من الهواتف الذكية. |
| Çocuklarımıza sadece seks ile ilgili değil, hissellikle ilgili şeyler de öğretebiliriz. | TED | يمكننا تعليم أطفالنا ليس فقط عن الجنس، ولكن عن الحسية. |
| sadece cinsel değil duygusal bir deneyimdi, izlemek ve dokunmak, aynı anda güzel duygusal bir deneyim de sağladı. | Open Subtitles | تجارب قوية في الحب, ليس فقط عن طريق الاتصال الجنسي,.. ولكن أيضا من خلال المشاهدة أو اللمس, كانت تجارب عاطفية جيدة. |
| Burada söyleyeceğiniz her şey sadece jüri tarafından değerlendirilmeyecek benim tarafımdan da yakından dikkate alınacak. | Open Subtitles | اى شئ ستعلنة هنا فى قاعة المحاكمة سيُقَيَم ليس فقط عن طريق المُحلفين بل سأدقق فية بنفسى هل هذا مفهوم ، سيد ستامفيل؟ |
| Burada söyleyeceğiniz her şey sadece jüri tarafından değerlendirilmeyecek benim tarafımdan da yakından dikkate alınacak. | Open Subtitles | اى شئ ستعلنه هنا فى قاعه المحاكمه سيُقَيَم ليس فقط عن طريق المُحلفين بل سادقق فيه بنفسى هل هذا مفهوم ، سيد ستامفيل؟ |
| Bu sadece kabini sabote etmesiyle ilgili değil. | Open Subtitles | هذا ليس فقط عن احتمال أنه خرب الحاجز الهوائي |
| Bu temizlik projesine kaynak ayırarak sadece geçmişteki zaferleri değil, geleceğin vaatlerini de onurlandırmak istedim. | Open Subtitles | في تمويل هذا المشروع اريد التعبير عن التقدير , ليس فقط عن امجاد الماضي ولكن للمستقبل أيضاً |
| Burada sadece insan vücuduyla değil kendinizle de ilgili şeyler öğreneceksiniz ve bunlar önünüzdeki dört yılın en değerli dersi olacak. | Open Subtitles | أريدكم أن تعلمو أن ماستتعلموه هنا ليس فقط عن الجسد البشرى بل عن أنفسكم |