| Kanun, ceza ve daha binlerce şeyin dillerinde bir karşılığı yoktu. | Open Subtitles | القانون ، العقاب وآلاف الكلمات الأخرى ليس لها نظير في لغتها |
| Ne yaptın sen! Onun bu işle hiç ilgisi yoktu! | Open Subtitles | ماذا فعلت أيها الغبى فهى ليس لها أى علاقة بذلك |
| O duvarın temelinde, bu dünyaya ait olmayan bir taş var. | Open Subtitles | فى قاعدة هذا الحائط صخرة ليس لها مثيل هنا فى ماين |
| hiçbir şirket olmamıştır. Rekabet, birşeyi yapmanın eski yolu olsa bile. | TED | ليس لها منافسون. حتى إن كانت المنافسة أسلوب تقليدي للقيام بالأعمال |
| Bunu kendi başıma yaptım. Mayfair'in bununla bir ilgisi yok. | Open Subtitles | فعلت ذلك من تلقاء نفسي ، ليس لها علاقة بالأمر |
| Doğruyu söyledim. Güzel gözlerin var ve gözlerin yaşı olmaz. | Open Subtitles | هذا صحيح لديكِ عيون جميلة ، والعيون ليس لها عمر |
| Var olmadığını düşünmemizin nedeni, Sufi üstatların bizimle uğraşması. | TED | لهذا نعتقد أنه ليس لها وجود وأن الأولياء الصوفيون يخدعوننا. |
| Taşıyabileceğin bir unvan değil. Onun kaybedecek, seni kazanacak bir şeyiniz yok. | Open Subtitles | هل انت بريطانيا ليس لها ما تخسر و ليس لك ما تربحينه |
| İlgisi olmadığına dair yemin etti. | Open Subtitles | ما الذي قالته؟ اقسمت كثيرا ان ليس لها علاقة بالموضوع |
| Şu kız, Josette'in bunlarla bir ilgisi yoktu. | Open Subtitles | هذه الفتاة جوزيت, ليس لها اى علاقة بالأمر |
| Çünkü yakın bir akrabası yoktu. Ve Onun için mahkumun yaptıklarını yapan olmamıştı. | Open Subtitles | لأن ليس لها أقرباء مقربون ، أو أى أحد يعنى لها شيئا كما كان هو |
| CIA nın haberi yok, bulaşmak istemediler, yapacakları birşey yoktu... | Open Subtitles | الأستخبارات الأمريكية لا تعرف و ليس لها علاقة |
| Dalları olmayan bir ağacı hala bir ağaç olarak adlandırır mısın? | Open Subtitles | لو شجرة ليس لها فروع أو أوراق هل ستظل تدعوها شجرة؟ |
| Evin bodrumunda dibi olmayan bir delik. Mantıksız değil mi? | Open Subtitles | حفرةٌ في بيتنا ليس لها قاع كيف تفسّري هذا ؟ |
| Sizin için aslında var olmayan bir pozisyon yaratmamızı mı istiyorsunuz? | Open Subtitles | هل تطلبين منا إختراع وظيفة لكِ ، ليس لها وجود ؟ |
| Yani gidecek hiçbir yeri olmadığı için oradan oraya dolanıyordu. | Open Subtitles | فظلت تمشى و تمشى لأن ليس لها مكان تذهب إليه |
| Tanrıların bununla hiçbir alakası yok. Sizleri biz yarattık. Biz. | Open Subtitles | الالهة ليس لها شان بهذا , نحن من صنعك .. |
| Tek söyleyebileceğim, ziyaretimin Villette'in ölümüyle ilgisi yok. | Open Subtitles | انا يمكننى فقط أن أقول أن زيارتى ليس لها أى علاقة بموت فاليت |
| Saf kategorilerin, transandantal mantıkta nesnel anlamı nasıl olmaz? | Open Subtitles | كيف يمكنه قول مقولات نقية ليس لها معنى فى المنطق المبهم؟ |
| Bizim hatamız, dünyanın kendini tamir etme kapasitesinin sınırı olmadığını varsaymamızdı. | TED | كانت غلطتنا أن نفترض بأن قدرة الأرض للإصلاح الذاتي ليس لها حدود. |
| Benden, bu yeni haline insan kanının katkısı olmadığına inanmamı bekliyorsun, öyle mi? | Open Subtitles | تمثل نموذجاً للفتى الكئيب ،و الآن تودّني أنّ أصدق بأنّ هذهِ الشاكلة الجديدة منك. ليس لها علاقة بالدماء البشرية ، لاشيء. |
| hiç bir yasak yok. Her şeye açık. Özellikle sarhoş olduğunda. | Open Subtitles | ليس لها حدود , ولا تمانع اي شئ خاصه عندما تسكر |
| Ama sadece Ona değil. Partideki herkese. Bu ne demek, biliyor musun? | Open Subtitles | ولكن ليس لها فحسب، بل لحفلتها بالكامل هل تعرف ما يعنيه هذا؟ |
| Sizin arkeolojik teorilerinizin bu yaratığın doğasıyla bir alakası yoktur. | Open Subtitles | مقبول ، نظريتك الأثرية ليس لها أي صلة بهذا المخلوق |