| - öğretim üyesi. | Open Subtitles | أنا لم أصبح بروفيسوراً بعد، أنا مجرد محاضر في الجامعة |
| Mahkemede profesör olduğunuzu belirttiniz ancak enstitünüz sizi geçici misafir bir öğretim üyesi olarak tanımlıyor. | Open Subtitles | ذكرتَ في المحكمة بأنك أستاذ ولكن المعهد الخاص بك يدعوك بضيف محاضر مؤقت |
| Drake gelişmiş büyülü kompozisyonlar tarihinde ziyaret öğretim görevlisi olduğunu. | Open Subtitles | إن (درايك) محاضر زائر . على التراكيب السحرية المتقدمة |
| Ryan orada üç yıl eğitmen olarak çalışmış. Askeri Nitelik Kaydı paralı asker dışında bir şey olduğunu düşündürüyor. | Open Subtitles | لقد كان محاضر هناك لمدة ثلاث سـنوات إن تقييمه أصـبح أسـوأ |
| Ünlü yazar ve eğitmen. | Open Subtitles | و كاتب شهير و محاضر |
| Onu "okutman" falan diye adlandırsak iyi olur yoksa baya sinirleniyor. | Open Subtitles | يجب أن نشير إليه على أنه محاضر وإلا سـ ينزعج جداً |
| DePaul Üniversitesi'nde misafir öğretim üyesiymiş ve sen homofobik olduğun için bir süredir kız kardeşini ziyaret etmediğini söyledi. | Open Subtitles | إنه محاضر زائر في (جامعة ديبول) وقال إنه لم يزر اخته منذ فترة بسبب رهابك |
| Psikoloji dalında öğretim görevlisiyim. | Open Subtitles | انا محاضر علم نفس |
| Kahire Üniversitesi'nde öğretim üyesi. | Open Subtitles | هو محاضر ضيف في جامعة القاهرة |
| Sherman Oaks Kolejinde part time öğretim görevlisi. | Open Subtitles | محاضر جزئي في كلية " شيرمان أوكس " |
| Dalhousie Üniversitesi'nde misafir öğretim üyesi. | Open Subtitles | محاضر زائر في جامعة دالهاوزي. |
| okutman olarak görünüyordu, ama aslında Şebeke'nin virüs uzmanıydı. | Open Subtitles | هو كان يتظاهر على أنه محاضر و لكنه في الواقع عالم فيروسات تابع للشبكة. |
| Boşanmış, yalnız, orta yaşlı bir okutman. | Open Subtitles | مطلق، وحيد، محاضر في منتصف العمر |